Duyarlı Anne http://www.duyarlianne.com anne, eş, dost, kardeş, abla... Wed, 28 Feb 2018 12:12:25 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.7.10 BİR ÇOCUĞUN İLK 5 YILI http://www.duyarlianne.com/bir-cocugun-ilk-5-yili/ http://www.duyarlianne.com/bir-cocugun-ilk-5-yili/#comments Mon, 04 Dec 2017 12:43:43 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3790 Merhabalar, bu yazımda yavrumun ilk 5 yılında yaşadıklarını ve yaşattıklarını kaleme alacağım. Her çocuk parmak izi gibi birbirinden ayrılır ama birçoğunuz ile yaşadıklarımız belkide aynıdır. En azından bu yaş aralığındaki çocukların davranışları benzerlik gösterir. Ben bilgilerim, deneyimlerim ve tecrübelerim henüz taze iken bu konuyu yazayım, sizler de kendinizden bir şeyler bulun bakalım.

1.YIL
Doruk Kartal yeni doğan bebekken çok uyuyan ama sık uyanan bir bebekti. İlk aylar gece gündüz farklılığını algılayamadıkları için gece genelde çok uyanıyordu. İlk 3 ay uykusuz ve gazlı geçti. 3 aydan sonra dış dünyada olan bitene karşı daha canlı ve tepkiliydi. Vücut hareketleri çoğalmış, agucuklar yapmaya başlamıştı. Bu satırları yazarken o zamanları çok özlediğimi anladım. Yeni doğan ve ilk 3 ay’a kadar bebeği olan Anne Babalara tavsiyem, o anınızın tadını doyasıya çıkartın çünkü yavrunuz bir daha hiç bu kadar küçük olmayacak! Allah’a şükürler olsun ben doyasıya öpüp sarılmıştım Doruk Kartal’ıma. Bebeklerin kuşkusuz en tatlı halleri 3-6 aylık halleri bana göre. Doruk Kartal çok tombik bir bebekti. Doktor’u 6 aylıkken ek gıdaya başlatmadı. “Sadece anne sütü alıyor olmasaydı obez derdim ve rejim verirdim” dedi. Sadece Anne sütüyle 8. aya kadar devam etmemizi önerdi. 8. ayda ev yoğurdu ve kabak, patates, havuç üçlemesi ile başladık ek gıda serüvenimize. Yoğurt yiyince ağzının kenarı kızarıyor ve huzursuzlaşarak yemek istemiyordu. Doktor “İnek sütü alerjisi olabilir, yoğurdu 1 yaşından sonra tekrar denersiniz, sorun çıkmazsa devam edersiniz” dedi. Sebze çorbalarını da çok severek yediği söylenemezdi. Allahtan hala emiyordu ve ben de 2 yaşına kadar doyasıya sütümü verme taraftarıydım. Kahvaltıda azıcıkta olsa peynir, yumurta sarısı, çekirdeksiz zeytin yiyordu. Baklagil ve etli sebze yemeklerine de başlamıştım ama oğlumun favorisi yine anne sütüydü. Gece uyanmalara da devam ediyordu. Sorun değldi, önemli olan sağlıklı gelişmesiydi. Doruk Kartal 8 aylıkken “Dede” dedi sonra da “Baba”. 9-10 aylık olmadan da “gel”, “git”, “ver”, “al” gibi basit kelimeleri söylüyordu. 1 yaşında da “Anne” dedi ve 2-3 kelimeli cümleler kurmaya başladı. Gece uyanıp “Anne gel, meme ver” diyordu mesela. Doruk Kartal erken konuşmuştu ama kilosundan dolayı erken yürüyemedi. 12-13 aylık koltuk kenarlarında sıralıyordu ve odaya biri gireceği zaman koşar gibi kaçtı kaçtı yapıyordu. O tatlı, komik hali hala gözümün önünden gitmiyor. Doruk Kartal o zamanlar da çok hareketli ve oyuncuydu. Yerde yuvarlanarak oynamayı çok severdi. Oyuncaklarını atar hızlı hızlı emekler alır, tekrar uzağa atar tekrar peşinden giderdi. 15 aylıkken yürümeye başladığında çok dengesiz yürüyordu. Bu dengesiz yürümesi ne zaman düzelecek diye düşünürken, düzeldiğini ve benim bunu fark etmemiş olduğumu fark ettim. O kadar çabuk büyüyorlar ki ne zaman büyüyecek diye endişelendiğim o günleri şimdi yüzümde tatlı bir tebessüm ve hasretle anıyorum.

2. YIL
Doruk Kartal 2 yaş sendromuna biraz erken girmişti. (18-20 aylık iken) Konuşmaya erken başladığı halde kendini büyük insanlar gibi ifade etmesi mümkün değildi daha o yaştaki bir çocuğun. Gel gör ki o kendini çok iyi ifade ettiğini sanıyor, neden anlamadığımız için bize kızıyor ve her istediğini yapmak zorunda olduğumuzu düşünüyordu. Tabi ki her istediğini yapmadık ama kendine ve çevresine zarar vermeyecek ölçüde özgür bırakmaya çalıştık. Yine de inatlaşmalar, öfke nöbetleri, tutturmalar, kendini yerlere atmalar oldu. Bu durumlar karşısında ters tepeceğini bildiğim için kesinlikle ona bağırmadım ve sakin kalmaya çalıştım. Bunun geçici bir dönem olduğunu düşünerek kendimi rahatlattım ve bekledim. Cezalandırmadan, kırmadan, üzmeden sadece bekledim. Çünkü bu yaşlarda çocuğun psikolojisine açılan yaranın ileride onun davranışlarında olumsuz etki yaratacağını biliyordum. Onu oyunla ve sevgimle sakinleştirdim. 2 yaşını 10 gün geçince sancılı bir memeden kesme süreci yaşadık. Annemin ve Babamın desteği ile Doruk Kartal’ın Anne sütü macerası bitti. Bütün annelerin yavrularını emzirme duygusunu yaşamasını isterim çünkü bir daha asla fiziken ve duygusal olarak bu kadar yakınlaşamıyorsunuz. Sütünüz ilk günler olmayacaktır belki, sadece ilk günler mama takviyesi verebilirsiniz ama sonraları çok çabalayın, pes etmeden emzirin çünkü bol su içmenin yanında sütü en çok, bebeği göğüste tutmanın, sık sık emzirmenin çoğaltığını deneyimlerimden biliyorum. Her bebek zaman zaman memeyi reddedebilir yine de siz onu emzirmeyi reddetmeyin gerekirse ayağa kalkın ve pışpışlayarak emzirin (Ben genelde öyle yapıyordum işe yarıyordu) . Anne sütü yavrunuza vereceğiniz en büyük ve en değerli hediye bunu bilin. Doruk Kartal 26 aylıkken tuvalet eğitimine başladım. 1-2 haftalık bir süreçte de onu da başarıyla tamamladık. 2 buçuk yaşında hemen hemen her hafta sonu etkinliklere katıldık. Akvaryuma ve hoşlanabileceği çeşitli yerlere gittik. En zor seneyi en eğlenceli hale getirdik.

3.YIL
Oğlumun 3. senesi çok güzel geçti. Artık kendini çok kolay ifade ediyor ve akıcı konuşabiliyordu. Bu dönemde birlikte televizyondaki çocuk kanallarını seyretmeye, yaşına uygun tiyatro ve sinemalara gitmeye başladık. Daha çok parka gidiyor ve oyunlar oynuyorduk. Kendi yaşıtları ile daha çok oynamak istediği bir dönemdi bu dönem. Evde birlikte masa etkinlikleri yapıyorduk. Doruk Kartal yaşına göre çok güzel resimler yapıyor, yapbozlarını keyifle tamamlıyordu. Birlikte Legoland’e gittik. Burada babası da dahil çok eğlendiler. Oyuncak sever Doruk Kartal buradan da bize oyuncak aldırmadan çıkmadı. Hala keyifle oynadığı lego adamlı, uçaklı “Lego duplo” oyuncağını aldık. Doruk Kartal 3 Yaşında İngilizce ve Türkçe renkleri biliyordu. Merakı ve benim öğretme isteğim sayesinde sayıları İngilizce ve Türkçe en az 20’e 30’a kadar sayabiliyordu. Alfabedeki harfleri İngilizce ve Türkçe olarak biliyordu. 3 buçuk yaşına geldiğinde artık akademik olarak ona yetemediğimi düşündüm. Okula giderse daha farklı ve daha çok şey öğrenebilecekti. Kendi yaşıtında arkadaş da çok arıyordu. Bizde onu 3buçuk yaşında özel bir anaokulunun oyun grubuna yazdırdık. Doktoru “Sonbahar-kış döneminde değil de, ilkbahar-yaz döneminde yazdırın, daha az hasta olması için” demişti ve bizde öyle yaptık. Mayısta önce yarım gün, sonra tam gün olarak okula devam etti. Sosyal bir çocuk olduğu için de çok kolay adapte oldu okul hayatına ve arkadaşlarına. Bu özel anaokuluna 4 buçuk yaşına kadar devam etti. Bütün sene boyunca at binmeye, gezilere gittiler, çok güzel etkinlikler yaptılar. Doruk Kartal 3. yaşını dolu dolu yaşadı gerçekten.

4.YIL
Doruk Kartal’ın bizi en çok zorladığı sene diyebilirim. Maalesef beni anlayan, sözümü dinleyen oğlum gitmiş ağlayarak her istediğini yaptırmaya çalışan inatcı, her şeyi anlamamazlıktan gelerek sözümü dinlemeyen, her şeye hayır diyen bir çocuk gelmişti. Allahtan çok geçmeden öğrendim ki “Horrible 4” denen bir sendrom daha varmış. Gerçekten de 4 yaş, bu sendrom’un adı gibi korkunç, berbat denebilecek derecede zor bir yaş. Bu dönemi de oyunlarla ,sabır ve sevgi ile atlatmaya çalıştım. Zaman zaman çok zorlandığım sinirden, üzüntüden ağlayacak duruma geldiğim oldu tabii ki ama bu durumda da enerjisini atacağı çocuk alanları imdadıma yetişti. Doruk Kartal 4 yaşında oyuncaklara çok fazla ilgi duymaya başladı neredeyse her gün bize oyuncak aldırmak istiyordu. Artık birlikte markete, avm’ye gitmek istemiyorduk. Çünkü oyuncak almadığımızda ağlama krizi geçiriyordu. Hiçbir şekilde bizi dinlemiyor ve anlamak istemiyordu. Sakin olduğu bir zamanda anlatıyordum bende her gün, her istediğinde oyuncak alamayacağımızı. Ancak sabırla beklerse ayda 1 kere oyuncak alacağımızı söylüyordum her seferinde. Önceleri bu onun için zor olsa da biz istikrarlı olunca o da ister istemez alıştı bu kurala. 5 yaşına gelmeden Harika Kanatların büyük küçük bütün oyuncaklarını almıştık. Transformers figürlerini de çok sevdiği için çok sayıda transformers oyuncağı da aldırdı bize. Oyuncaklar çocuklara olumlu beceriler kazandırdığı için gerekliler ama Adem Güneş’in söylediği gibi çok oyuncak çocukların dikkatini dağıtıyor. Ben de oyuncakların kimisini kimsesiz ya da ihtiyaç sahibi çocuklara gönderdim. Bazı kıyamadıklarını da ayırdık, daha sonra çıkartmak üzere kaldırdık. Az öz oyuncakla daha güzel oynadı gerçeken. Doruk Kartal oyuncak konusunda da şanslı bir çocuktu. Keşke bütün çocuklar eşit şartlarda büyüse diye hep dua ettim. Oğlumla 4buçuk yaşında iken okullar açılmadan bayram harçlıklarıyla Kindzania’ya gittik. Çok eğlenceli ve güzel bir yer ama 6 yaşından küçük çocukların etkinlikleri çok sınırlı olduğu için Doruk çok kalmak istemedi burada. 9 Yaşına geldiğinde tekrar götürmek istiyorum ve daha çok keyif alacağını düşünüyorum. Doruk Kartal’ı 2016-2017 eğitim-öğretim döneminde evimize çok yakın olan bir devlet anaokuluna göndermeye karar verdik. Okul açıldıktan sonra gördük ki buradaki çocuklar Doruk Kartal’dan 1 yaş büyüklerdi, kayıt sırasında bunu söylememişlerdi. Öğretmeni çok iyi olduğundan ve Doruk Kartal’ın özgüvenli, zeki olduğunu, sorun yaşamayacağını söylediği için almadık okulundan. Yalnız bu okuldaki senesi çok zor geçti. Önceki özel okulunda hep kendi yaşıtları ile olduğu için yaptığı resimler v.s çok çabuk ve güzel oluyormuş. Burada ondan önce ve daha güzel yapıyorlar diye üzülüyordu. Öğretmeni her ne kadar onlar senden büyük olduğu için senden önce yapıyorlar sen de yaşına göre çok çabuk ve güzel yapıyorsun dese de demoralize oluyordu. Zamanla ağlaya sızlaya alıştı bu duruma. Sene sonu gösterisinde çok başarılı bir halk oyunu dansı sergiledi. Yalnız ertesi sene yaşadığı ve yaşattığı sıkıntılardan dolayı aynı okula vermedik.

5. YIL
Doruk Kartal 5 yaşında iken önceki senelerde olduğu gibi uzun olmasa da Altınoluktaki yazlığımıza gittik ve 1 hafta kaldık. Canım yavrum denize girdi, kısada olsa keyifli bir tatil yaptı. Zaten yüzmeye gidiyordu, tatil dönüşü havuzda yüzmeye devam etti. Su onu sakinleştirmek için şarttı. 4 Yaşındaki kadar söz dinlemez olmasa da yine durduğu yerde duramıyordu. Eve gelince birde küvet sefası yapıyordu Doruk Bey:) . 2017-2018 Eğitim yılı için oturduğumuz ilçede çok iyi olduğunu duyduğumuz bir devlet okuluna yazdırdık oğlumuzu. Burası sadece anaokulu olarak hizmet veren özel gibi bir devlet okuluydu. 2 tane parkı olduğu için Doruk Kartal burayı çok sevmişti ve en önemlisi bu sene kendi yaşıtlarıyla eğitim görecek olmasıydı. Doruk Kartal’ın son anaokulu senesini çok güzel geçireceğini düşünüyorum. Çünkü o da biz de çok memnunuz bu okuldan. Doruk Kartal 5 yaşında da sürekli benimle birlikte oyun oynamak istiyor ama açıklayıcı bir dille işim olduğunu belirttiğimde beni anlıyor bu sene en azından. Çok şükür bu sene uslandı ve kendi başına bir şeyler yapmaktan zevk alabilir hale geldi. Doruk Kartal şimdi 5 buçuk yaşında. İnşallah ileride bu yazdıklarımı okuyarak kendisinin ilk 5 yılının nasıl geçtiği hakkında bilgi edinir.

Umarım sıkılmadan okuyup kendi tecrübelerinizden bir şeyler bulmuşsunuzdur. Belki de yavrunuz daha çok küçüktür ve bebeğiniz büyürken size yol gösterici, hatırlatıcı olur bu yazdıklarım. Tüm sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, mutlu günler dilerim.

Sevgilerimle
Duyarlı Anne
Ceyda KOCAL DEĞERLİ

]]>
http://www.duyarlianne.com/bir-cocugun-ilk-5-yili/feed/ 19
SONBAHAR SON DEĞİL Kİ… http://www.duyarlianne.com/sonbahar-son-degil-ki/ http://www.duyarlianne.com/sonbahar-son-degil-ki/#respond Wed, 27 Sep 2017 08:22:39 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3751 İşte geldi sonbahar, yerlerde yapraklar. Yorgun bir insanı hatırlatır bana hep bu ay. Sararmış solmuş, biraz yok olmuş kırılıp dökülmüş ama hala ayakta bir İnsan. Aslında çok güzel bir aydır Eylül, Ekim, Kasım. Yeni başlangıçlardır. Yine, yeniden doğmak için sıfırdan daha güzel başlamaktır.

 

Sonbahar renklerin ve seslerin dansıdır. Düşen yapraklar hüznü değil, yeniden doğmak üzere fazlalıklarından kurtulup, durup, düşünüp, yavaşlayıp, ağacın dalları ile baş başa kalarak olgunlaşmasını, yeni yapraklara, yeni çiçeklere ulaşmak için bile zamanın olduğunu, sabretmeyi ve umut ederek beklemeyi anlatır bana hep.
 
Yaprakların hışırtısı, kurumuş olanların basınca çıkardığı ses, adımına dikkat et der gibi olsa da, içinde koştururken keyif verir büyük, küçük herkese. Küsmüş, kırılmış, solmuş insanlara da böyle davranılmaz mı zaten ? Maalesef ki bu duruma çok benzer bazen. Kırdıkları kişinin yarasına daha da basarlar ve kırılan kişi tepki verse de, ses çıkarsa da duymazlar. Aksine keyif alırlar bu yaptıklarından. Bu duyarsız kişilere Sonbaharda dökülen yapraklar gibi keyif vermemek için dökmemeliyiz kırgınlıklarımızı, üzüntülerimizi onların ayakları altına. Duyarsız oldukları için anlamazlar. Onlar sadece acıtırlar. Bu duruma karşı biz daha güçlü olmalıyız. İnsanız duygularımız var ama, insan olduğumuz için de güçlüyüz.

 

İnsanlar da kendi içlerinde mevsimleri yaşarlar; Kimi zaman İlkbahar olur çiçek açarlar. Kimi zaman da enerjileri içlerine sığmaz, gülünce yüzlerinde Yaz sıcağındaki gibi güneş açar.  Bazen de bir bakarlar ki içlerindeki tüm renkler sararmış, solmuş, Sonbaharı yaşıyor ve içten içe dökülüyor, kırılıyorlar. Sonra da Kış gelir İnsan yüreğine tüm acımasızlığıyla soğutur, buz gibi olur herkese, her şeye karşı ama bu da geçicidir. Çünkü İnsan hisleri mevsimler gibi değişkendir.

 

Mevsimler de duygularımızı değiştirir. Çoğumuz İlkbahar-Yaz döneminde daha enerjik iken, Sonbahar-Kış mevsiminde daha durgun ve yorgunuzdur. Aslında iç dünyamızı Sonbahar-Kış sezonunda da enerjik tutmak mümkün. Nasıl mı? Size Yazı hatırlatan bir müzik açın ve doyasıya dans ederek dinleyin, eğlenin. Bir bakmışsınız ki sanki Yaz mevsimi gibi terliyor, enerji saçıyor, sımsıcak gülümsüyorsunuz. Yazı Yazda yaşamak güzel ama Sonbaharda ve Kışta Yazı yaşamak çok daha güzel❣

 

Sıcak bir şeyler içerek de içimizi ısıttığımız şu günlerde aslında nefes almak bile yüzümüzde güneş açtırmalı… Sağlıklı, Keyifli günler herkese…

 

Sevgilerimle

DUYARLI ANNE

]]>
http://www.duyarlianne.com/sonbahar-son-degil-ki/feed/ 0
HAYDİ SEN DE KENDİNDEN BİR ŞEYLER BUL, BURASI İSTANBUL http://www.duyarlianne.com/haydi-sen-de-kendinden-bir-seyler-bul-burasi-istanbul/ http://www.duyarlianne.com/haydi-sen-de-kendinden-bir-seyler-bul-burasi-istanbul/#comments Sat, 10 Jun 2017 19:54:42 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3738 Eski turizmci, yeni blog yazarı olarak en sevdiğim şehir İstanbul hakkında yazmassam olmazdı. Doğup büyüdüğüm yer, memleketim, göz bebeğim İstanbul, senin nerenden, neyinden bahsedersem edeyim güzeldir. Mavin, yeşilin, tüm semtlerin ayrı güzel ama gönlümde taht kuran ilçelerinden ve lezzetlerinden bahsedeceğim bu yazımda.

 

Öncelikle kısaca tarihinden bahsedeyim. Avrupa ve Asya kıtalarını birbirine bağlayan stratejik konumu nedeniyle tarihi boyunca kentte hüküm süren uygarlıklar için büyük önem taşımıştır. Bu özellikleri ile İstanbul, Roma, Bizans ve Osmanlı gibi büyük İmparatorluklara başkentlik yapmıştır.

 

Bizans imparatorluğunun başkenti olduğunda adı Konstantinopolis iken, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet alınca adı İstanbul olarak değiştirilmiştir. Şu anki Türkiye’de İstanbul başkentimiz olmasa da 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmaya hak kazanmıştır. Benim gönlümün başkenti olan İstanbul için Napoléon Bonaparte şöyle söylemiştir; “Eğer dünya tek ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.”

 

İstanbul, Bizans ve Osmanlı dönemine ait birçok mimari yapıyı, müzeyi bünyesinde barındırmaktadır. Bunlardan birkaçı Ayasofya(Bizans dönemi),  Topkapı Sarayı(Osmanlı dönemi), Yerebatan Sarnıcı(En sevdiğim müze) . Özellikle Avrupa yakasında bulunan bu müzeleri ve Gülhane/Fatih semtindeki İstanbul Arkeoloji Müzesini görmenizi tavsiye ederim.

 

Ah İstanbul, ne çok kedere, mutluluğa ev sahipliği yaptın. Kalbinde ülkenin her yerinden insan barındırdın. Ben İstanbul’da her çeşit insan olduğu için İSTANBUL=İNSANBUL diyorum. Aynı zamanda herkesin kendinden bir şeyler bulduğu şehirdir İstanbul. O kadar güzel semtleri vardır ki… Bunlardan ilk aklıma gelen Kadıköy Moda mesela. Liseyi orada okumamın sağlamış olduğu bir şansla, gençliğim Kadıköy’de geçti diyebilirim. Sokakları, caddeleri benim için ayrı bir anlam taşır. Eşimle de Kadıköy’de bir Seyahat Acentesinde staj yaparken tanışmıştım.

 

Kadıköy’ün  gündüzleri çok hareketli, geceleri ışıl ışıldır. Hele meşhur salaş bir restaurantı vardır ki yemeklerinin tadı damağınızda kalır. Bahsettiğim bu yer Osmanağa mahallesindeki “Dürümcü Emmi”dir. Gidenler bilir, beyran çorbası harikadır. Ben dürüm pek sevmediğim için dürümünden yemedim ama karışık ızgarasını, çorbalarını ve çiğ köftesini çok beğendim. Sizlere de tavsiye ederim.

 

Benim Annem ve Babam Şilelidir. İstanbul neyi ile ünlüdür? sorusunun cevabı olan “Şile bezi” hep gurur kaynağım olmuştur bu yüzden. Şilenin denizi dalgalıdır ama düz olduğundaki tadı, hiçbir şehrin denizinden alamadım. İncecik, kilometrelerce uzanan altın kumu yeter.(taşlı denizi, plajı sevmemde)

 

İstanbul’da Avrupa yakasına geçecek olursak, Beşiktaşlı olduğum için mi bilmiyorum, ilk aklıma Beşiktaş semti geliyor. Sosyalliğini çok seviyorum Beşiktaş’ın. Tiyatrolar, kafeler çok keyiflidir burada. Daha birçok semt var anlatmaya değer ama, ne benim yazmaya vaktim yeter,  ne de sizin okumaya.

 

Aslında İstanbul, tatlı bir özlemdir. Semtinde yaşarken bile özleriz şehrimizi. Vapurla bir yakadan diğer yakaya geçmeyi özlediğimiz gibi… Anadolu Hisarıyla, Rumeli Hisarı da özler birbirini. Geceleri parlayan ışıklarını birbirleri için yakarlar sanki. Orada olduklarını birbirlerine anlatır gibi…

 

Üsküdar’da Kız Kulesinin karşısında çay içmenin keyfi kelimelerle anlatılamaz… Sanki denizin üstündeymiş gibi dalar gider insan kız kulesinin büyülü güzelliğine… İstanbul anlatılmaz, yaşanır aslında ve birçok insan kalbinin derinliklerindeki bir duyguyu bulur bu şehirde. İstanbul’da kendinizi bulmanız dileği ile. Keyifli günler herkese.

 

]]>
http://www.duyarlianne.com/haydi-sen-de-kendinden-bir-seyler-bul-burasi-istanbul/feed/ 2
SEN KÜÇÜK KALPLERİMİZDE ATAN, EN BÜYÜK MİRASSIN ATAM http://www.duyarlianne.com/sen-kucuk-kalplerimizde-atan-en-buyuk-mirassin-atam/ http://www.duyarlianne.com/sen-kucuk-kalplerimizde-atan-en-buyuk-mirassin-atam/#respond Fri, 21 Apr 2017 21:51:01 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3730 Yüce Atatürk’ümüzü yavruma anlatacağım günün hangi gün olacağını merak ediyor ve bu konuda heyecanlanıyordum. Anne karnında onun ilk kalp atışlarını duyduğumda o gün bu gün dedim. Çocuğuma Atatürk’ü anlatmak için onun doğmasını beklememe gerek yoktu. Atan bir kalbi vardı ve o kalp Atam için atmalıydı.

 

Daha minicikti bebeğim, karnım bile büyümemişti ve ben onunla ilk konuşmamı Mustafa Kemal Atatürk hakkında yapmıştım; İlk olarak “Sevgiyi Atamdan öğrendik “dedim. “Emeği, mücadeleyi, canını hiçe sayıp, bir amaç uğruna savaşmayı bize Mustafa Kemal ATATÜRK  öğretti“ dedim. Kendi isminden önce duyduğu isim, Mustafa Kemal ATATÜRK idi.  Atatürk’ün çocukların saçlarını okşadığını biliyoruz görüntülerden. Ben de karnımı okşadım “Bugün duyduğum minik kalbin, Atatürk’ün izinde atsın” derken.

 

Atatürk, çocukları çok sevmekle kalmaz, itinayla ilgilenir ve bilgilendirmek adına çok çalışırdı. Atatürk İlkeleri sayesinde daha çocukluğumuzdan itibaren yanlışı, doğruyu ayırabilen bireyler olduk. Yolunu aydınlatacak yolun, onun yolu olacağını bildiğim için seni Atatürkçü yetiştiriyorum canım oğlum. Atatürk’ün temel ilkelerini ve bütünleyici ilkelerini zamanla öğreneceksin. Yaşayarak anlayacaksın önemini ve değerini.

 

Atatürk’ün sözlerinden, hareketlerinden yola çıkarak bir çocuk yetiştirmek istiyorum ben. Atamın da söylediği gibi “Anaların bugünkü çocuklarına vereceği terbiye, eski devirlerdeki gibi basit değildir.”  Çocuk yetiştirmek, hele de terbiye vermek zor ama Atatürk’ün izinde olunduğunda, onun görüşleri savunulduğunda terbiyeli, saygılı bir nesil yetiştirmek mümkün. Şu cümlesinden de bunu anlayabiliriz; “Terbiye ya milli olur, ya da dini. Biz dini terbiyeyi aileye bıraktık. Milli terbiyeyi de devlete bıraktık.”

 

Atatürk, bizim yolumuzu öyle bir aydınlatmış ki şuanda yapabildiğimiz birçok şeyi ona borçluyuz. Örneğin;  Ben bu satırları yazabiliyorsam bu Atatürk’ün yaptığı harf devrimi sayesindedir. Atatürk milletinin gelişimini sağlamış tek önderdir benim için. Savaştan çıkmış bir Türkiye’de bile Millet(Halk)  Mekteplerini açarak, medreselerde diz çökerek yapılan eğitimi, okul kavramı ile değiştirmiştir. Millet Mekteplerinde verilen eğitimler dünyada büyük yankı uyandırmış ve batılıların gözünde “Türkiye, baştan aşağı okul” imajını yaratmıştır. Ben, ülkesini bu denli geliştiren, iyileştiren, ileri götüren bir lider olduğu için Atatürk’e minnet duyuyorum ve yavrumun da minnettar olmasını sağlıyorum. Atamıza gerçekten çok şey borçluyuz. 1930’lu yıllarda açılan Halk evleri, Türk Dil Kurumunun kurulmasına zemin hazırlamıştır. Halk evlerinde, birçok kütüphane, müze, tiyatro, sergi faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Halk Evleri, Türk Tarih ve Türk Dil Kurumu’nun tamamlayıcısı olmuştur. Atatürk, Halk Evlerini yeni toplum merkezi olarak görmüştür. Günümüzdeki Halk Eğitim merkezleri de Atatürk sayesinde, Halk Evlerinden esinlenerek hayatımıza girmiştir.

 

Atatürk, bilime en çok önem veren önderdi. Hiçbir Devlet liderinin düşünme gereği duymadığı konularda düşünüyordu, peki neden? Milletinin gelişimi, ilerlemesi, başarısı ve huzuru için. Bunu şu cümlesinden de anlayabiliriz;  “Dünyada her şey için, uygarlık için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit ilimdir; fendir. İlim ve fennin dışında mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir. Yalnız, ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişmesini kavramak ve izlemek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önce, ilim ve fen dilinin çizdiklerini şu kadar bin yıl sonra bugün, tıpkısını yürütmeye kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak demek değildir.”  demiştir Atamız.

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün ileriyi görebilme özelliği vardı. Yaşadığı dönemde ve günümüzde de onun söylediklerinin gerçekleşiyor olduğunu görmek usta bir düşünür olduğunu kanıtlıyor. Çocuklarımızı Atatürk’ün ışığında yetiştirerek, geleceğe faydalı, bilgili nesiller kazandıracağımıza eminim. “Bilim çeviri ile olmaz, inceleme ile olur.” , “Zekanı unut! Her zaman çalışkan ol!” derken bile gelecek nesillere iyi örnek olmuş Atamız.

 

Oğlum Doruk Kartal şimdi 5 yaşında. Atatürk sevgisi ile tanıştığında daha doğmamıştı ama doğduğundan bu güne kadar sevgisi artarak devam etti. Atatürk ve Cumhuriyet ile ilgili şarkılar, şiirler söylüyor. En son “Atatürk senin için ne ifade ediyor” diye sorduğumda “Atatürk benim için kalp atışıdır” dedi. O anki mutluluğumu, gururumu ifade edecek bir kelime yok. Anne karnından bu güne kadar aşılamaya çalıştığım Atatürk sevgisini benimsemişti çok şükür. Ben, mutlu bir çocuk yetiştirmenin karşılıksız sevgi bilinciyle olacağına inanıyorum. Tıpkı Atatürk gibi hiçbir şey beklemeden, dil, din, ırk gözetmeksizin ülkesinin topraklarındaki her vatandaşa aynı değeri, ilgiyi, sevgiyi verdiği gibi. Atatürk Türkiye’yi karşılıksız sevmişti. Bölmeden, ayırmadan, hiçbir topluluğa kötü söz söylemeden, saygı duyarak.  Atatürk’e saygı duyma, sevme sırası bizde. Yaşıyor olmasada biz onun ilkeleri ve inkılapları ile yaşayacağız. Ona olan vefa borcumuzu ancak böyle ödeyebiliriz.

 

Atatürk’ü sevmek kadar sevdirmekte gerek. Burada iş annelere, babalara, ninelere, dedelere, akrabalara, öğretmenlere, ağabeylere, ablalara düşüyor. “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır” demiş Atam yıllar önce.  Bende bugün “Sen ve senin yaptıkların, söylediklerin, küçük kalplerimizde atan, en büyük miras Atam” diyorum. Bütün çocuklara Atatürk’ün izlerini takip edecekleri sağlıklı, huzurlu, aydınlık bir gelecek diliyorum.

 

Yazan

Ceyda KOCAL DEĞERLİ

www.duyarlianne.com

 

 

 

]]>
http://www.duyarlianne.com/sen-kucuk-kalplerimizde-atan-en-buyuk-mirassin-atam/feed/ 0
DORUK KARTAL’IN DOĞUM HİKAYESİ http://www.duyarlianne.com/doruk-kartalin-dogum-hikayesi/ http://www.duyarlianne.com/doruk-kartalin-dogum-hikayesi/#comments Sat, 25 Feb 2017 22:08:25 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3658 Evlendikten 3-4 ay sonra hamile kaldım. Erkendi ama ertelenemez bir mutluluk olacağını oğlumu ilk hissettiğim anda anlamıştım.  O doğunca, onunla birlikte ben de yeniden doğdum. İyi ki varsın oğlum. İyi ki ben de varım. Senin annen olmaktan gurur duyuyorum. Bana tarifi mümkün olmayacak kadar güzel duygular hissettirerek, varlığımın bu kadar değerli olduğunu anlamamı sağladığın için, sana çok teşekkür ediyorum canım yavrum.

 

Güneşli bir pazar günü geldin sen hayatımıza. Tüm beyazlığınla sanki ben gününü güneşten bile daha iyi aydınlatırım der gibiydin. Pamuk gibi bembeyaz teninde, avaz avaz ağlayan dudakların, dilin, beyaz ışığın arasındaki tek kırmızılıktı. Soyut bir kavram olsa da bence en gerçek şey sevgidir. Sen benim en büyük gerçeğimsin. 32 saatlik bir doğal doğum süreci yaşadık beraber. Her zaman yaptığın gibi beni yine biraz daha fazla oynamak için beklettin. Olsun, ben yine sabırla, aşkla bekledim. Çok zor bir doğum oldu diyemem ama kolay da olmadı nazlı bebeğim. Doktorumun söyledikleri doğrultusunda çok kuvvetli ıkınmam gerektiğini biliyordum.

 

İlk belirti, nişan dediğimiz işaret 25 Şubat 2012 Cumartesi sabah saat 05:00’te geldi. Ondan önce haberci bir rüya gördüm. Hala düşününce tüylerim diken diken oluyor. Rüya şöyle; Yatağımızda uyurken, ayak ucumda o günün ertesi gün hamile olduğunu öğrenen arkadaşım, yorganı üzerimden çekerek hadi kalk zaman geldi diyor. Gerçek gibiydi ve rüyada yorganı üstümden çekişini bile hissetmiştim. Uyandığımda gerçekten de yorgan üzerimde değildi, ayak ucuma doğru yere düşmüş haldeydi. Son derece mistik olan bu rüyadan uyandıktan sonra tuvalete gittiğimde fark ettim nişan denilen bu işareti. Bebeğim gerçekten de geliyordu. Sevindim ve biraz heyecanlandım. Hamileliğim boyunca normal doğumla ilgili bir çok kitap okuduğum için bilinçli yaklaşım yaparak, soğuk kanlı bir şekilde duş aldım. Saat 06:00 olmuştu, Doktorumu aradım. Doktorum, “Hemen hastaneye gidin. Ben de daha erken gelmeye çalışacağım, ben gelene kadar doğumhanede yardımcı olurlar sana” dedi. Telefon görüşmemiz bitince eşimi uyandırdım ve durumu anlattım. Cumartesi çok ağrım olmadığı için çıkmadan önce şöyle bir evi bile toparladım. Son olarak sehpaları yerlerine yerleştirirken eşim şaşkın bakışlarla kapıda bana bakıyordu. Çıktık yola, evimize yaklaşık 45 dk uzaklıkta olan hastaneye 5-10 dk da vardık hafta sonu sabahın erken saatleri çok trafik olmadığı için. Hastane çantamız arabadaydı son haftalarım olduğundan ama daha 37+5 haftalıktı oğlum, tam 38. hafta dolmamıştı yani. Olsun 2 günün lafını yapacak değilim evladım gelmek istedikten sonra. Doğumhaneye çıktık 2-3 santim açılma olmuş ama bu açıklıkta doğum hemen olmaz burada serum takarız beklersiniz dedi nöbetçi doktor. Ben de, evde beklemeyi tercih ederim ama yine kendi doktoruma danışayım dedim. Kısa bir süre sonra doktorum da geldi, o da aynı şeyi söyledi 3 santim açılmış daha açılması lazım dedi. Ultrasonla da bebeğin durumuna baktı. Suyu, her şeyi normal, bekleyelim dedi. Doktorum Bahar Çağlar “Sen akıllı kızsın takibini evde de yaparsın” dedi. Bende hastanede serum takılarak, yatarak beklemektense, evde dinamik şekilde, günlük aktivitelerimi gerçekleştirerek beklerim dedim ve evin yolunu tuttuk. Beni eve bıraktıktan sonra eşim işe gitti. Ağrım yok denecek kadar azdı. Saate bakıp takibini yapmaya çalıştım ama kasılmaların şiddeti yoktu ve 10-15 dk da bir çok hafif ağrı hissettiğim için saat takibi yapmayı bıraktım. Bu oğlan bugün gelmeyecek diyerek kendime bir magnezyum hazırladım ve içtim. Daha rahattım ama tek sıkıntım; birkaç Doktor aşağıdan (vajinadan) muayene ettikleri için ve rahim açıldığından kaynaklanan kanamam olmasıydı. Bu normalmiş. Doktorum ağrın şiddetlenirse ve bebeğin hareketlerinde azalma duyarsan gel demişti. Elim karnımda, sürekli hareket takibi yapıyordum. Sağ olsun oğlum o günde formundaydı tekme, yumruk, dirsek hepsini hissettiriyordu. O günün akşamı Annemlere yemeğe gittik. Bizim minik kuş orada da rahat durmuyor, mütemadiyen tekmeliyordu. Rahme doğru da baskı olmaya başladı ve ağrım çoğaldı. Geçtim saatin karşısına ayaklarımı da uzattım, 5 dk bir gelecek kasılmaları bekliyordum. 5 dk içinde 2 kez ağrı hissettiğimde oluyordu. 1 ağrının 10 dakikayı bulduğu da. Bunun dışında hafif genel bir ağrı vardı ama ben nedense çok rahattım. Oradan eve geçtik. Gece uyumam biraz zor oldu ağrıdan. Rahmimi yavaş yavaş açan bu ağrılardan fırsat bulup bir ara uyuyakalmışım. Uyandığımda saat 05:00 ti. Baktım ağrım şiddetlenmiş. Eşime kalk gidiyoruz çok ağrım var dedim. Pazar sabahı olmasına rağmen doktorumu aradım. “Biz hastaneye gidiyoruz bebek gelmek üzere sanırım” dedim. Bahar hanım da “Tamam siz  gidin, ben de geliyorum” dedi. Hastanede baş örtülü bir Doktor hanım gülümseyerek “Hadi gözünüz aydın. Bugün kavuşacaksınız yavrunuza” dedi. Ben sevinç ve şiddetli ağrı içinde gülümsedim. “İnşallah” dedim. Hastane odam belirlendi, formlar v.b işlemler yapıldı ben Doğumhanede beklerken. Saat 10:00 olduğunda ağrım iyice şiddetlenmişti. Annemler geldiler. Doğum fotoğrafcımız Nazan hanım, fotoğraflarımızı çekerek o anları ölümsüzleştirdi. 11:00 ‘de açılma 7-8 santime ulaşmıştı artık herkesi doğumhaneden çıkarttılar. Doktorum geldi, muayenesinden sonra “Hepimize iyi doğumlar. Bugün gelecek Doruk Kartal” dedi Son 8-9 santimde ki ağrının şiddetini anlatamam. Daha önceki ağrılar şiddetli değilmiş, yok böyle bir ağrı dedirten cinsten bir ağrıydı o ağrı. Sağ olsun doğuma Annem de girmişti. Onun desteğinin çok faydasını gördüm.  Ben hiç çığlık atmadım ve bağarmadım ama ağrıdan sağa sola yalpaladım. Annemin elini öyle bir sıktım ki ağrılardan, herhalde 1 hafta eli ağrımıştır kadıncağızın. Annem aslında çok hassastır, böyle şeylere dayanamaz. Bir ara benim o halimi görünce ağlayacak gibi olsa da iyi idare etti, hemen toparladı kendini.

 

Bu arada ben doğum yaparken bir şey ısırmaya ihtiyaç duydum. Normal doğum yapacaksanız size tavsiyem eczaneden ya da hastaneden ısırma köpüğü, silikon diş pedi gibi bir şey alın yanınıza. Ben doğum sırasında keşke alsaydım böyle bir şey dedim. Göbek deliğimin altı, karnımın tam ortasında öyle bir ağrı vardı ki, dayanılacak gibi değildi ama oğlum için, onun vajinadan çıkarken alacağı sağlıklı vitaminler için buna dayanıyordum. Zor nefes alıyordum ve nabzımda yavaşlamıştı. Herhalde 10 cm açılma olmuştu ama hala gelmiyordu nazlı oğlum. Doktorum, “Şimdi Stajyer Doktorumuz yukarıdan destek olacak” dedi. Stajyer Doktor hanım da Yattığım yere dizlerini koyup, koluyla midemden aşağıya doğru ittirdi. Benim doktorum ve Stajyer Doktor birbirine baktılar daha yukarıda dediler. Ben de onların o birbirlerine bakışını görünce “Bu kadar ağrı, acı çektikten sonra sezeryana girmek istemiyorum” diye düşündüm. Allah’a sığındım. Dua ettim. Çok şükür Allah büyük, hemen yardımcı oldu. “Saçları göründü” dediler. Rahat bir nefes aldım. Son ıkınmalarımı yaptım. Saçları da çok uzun muhabbetleri arasından çığlık çığlığa bir ağlama sesi duyuldu. Bu ağlayan bebek benim oğlumdu. Ne mutlu bana başarmıştım. Oğlum Doruk Kartal ile birlikte başarmıştık. Bu oğlumun ilk başarısıydı. Nefes yetersizliği çektiğim için bana Oksijen maskesi takmışlardı ben de onu çıkartıp kaldırarak “Zafer Bizim” dedim.

 

26 Şubat 2012 Pazar günü saat: 12:55 ‘te doğar doğmaz seni kucağıma verdiklerinde gözünü açmamıştn bile oğlum. Elini öptüğümü hissettin ve ağlamayı bıraktın. Biraz önce çektiğim acıları unutmuştum. Muazzam bir mutluluk hissediyordum sadece. Dudakların kıpkırmızıydı ve şeker gibi parlıyordu. Her zamanki gibi çok tatlıydın. En önemlisi sen benimdin. Gelişini ağrılarla hissettirerek canımdan kopmuştun. Benim bir parçamdın. Bundan mıdır, yoksa evladım olduğundan mıdır? Sana büyük bir bağla bağlandım ve hayatımdaki en çok sevdiğim, seveceğim kişinin sen olduğunu hissettim. Öyle de hissetmeye devam edeceğim. Allah Doruk Kartal’a ve hepimizin çocuklarına sağlık, sıhhat, mutluluk versin, bize bağışlasın.

 

 

Duyarlı Anne

Ceyda KOCAL DEĞERLİ

www.duyarlianne.com

Twitter ve Instagram

@duyarli_anne

 

 

]]>
http://www.duyarlianne.com/doruk-kartalin-dogum-hikayesi/feed/ 2
Pepee – Birlik Zamanı Filmi http://www.duyarlianne.com/pepee-birlik-zamani-filmi/ http://www.duyarlianne.com/pepee-birlik-zamani-filmi/#respond Mon, 06 Feb 2017 13:31:40 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3648 Öncelikle güzel ülkemizi bu denli tanıtıcı, eğitici ve bilgilendirici bir filmi Türk sinema sektörüne kazandırdığı için Ayşe Şule Bilgiç’i tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum. Bu filme çok emek verildiği aşikar. Genel olarak baktığımızda çok güzel. Şarkıları hele harika. Yöresel türküler de çok yerinde olmuş.

 

Benim için keyifli ve ülkemizin değerlerine önem verildiği için gurur verici bir film deneğimiydi. Yalnız filmin başında beni bile üzecek sahneler vardı. Pepee’ye annesi babası biraz hatalı davrandı. Sonradan düzeltildiysede o ilk kısım pepee’yi seven çocukları üzebilir diye düşündüm. Düşündüğüm gibi de olmuş zaten, daha sonra yorumlara baktığımda filmde ağlayan çocuklar olduğunu gördüm. Üzüldüm, ama  bu duygular ile yaşamın her anında karşılaşabilir çocuklarımız. Sadece ilk sahneye bakarak bu güzel filmin tamamına olumsuz yorum yapmak yanlış olur bence. Benim oğlum da filmde maymuşun bağırışından çağırışından, elektronik balon’un çıkardığı  seslerden, aksiyonundan korkmuş. Filmi sonuna kadar keyifle seyretti ama biraz ürktüğü anlarda suratını düşürdü, sevdiği sürpriz karekterleri görünce sevindi, filmde olanlara zaman zaman kızdı, zaman zaman güldü. Doruk Kartal çok duygusal bir çocuk olduğu için filmde onu üzen, geren sahnelere takıldı. Beğendin mi diye sorduğumda, beğenmedim dedi. Daha sonra ben komik kısımlarını anlatınca güldü, evet orası çok güzeldi dedi. Şarkılarını çok beğendi, şuan haala bana açtırıp keyifle söylüyor. Şuan iyi ki gitmişiz bu filme değil mi dediğimde; Evet cevabını alıyorum.

 

Pepee Birlik Peşinde, çocuğunuza bir çok insani duyguyu hissettirdiği için de çok güzel bir film bence. Çocuğunuzun psikolojisini en iyi siz bilebilirsiniz ve şekillendirebilirsiniz diye düşünüyorum. Bu renkli filmi seyrederken hiç korkmayan 3 yaşında bir kız çocuğu da gördüm, çıkmak için ağlamak üzere olan 6 yaşında bir erkek çocuk da. Her çocuk farklıdır. Bu yüzden bu filme verecekleri tepkiler de aynı olmayacaktır. Çocuğunuz çok beğenebilirde, beğenmeyebilirde. Denemeden siz de çocuğunuzun vereceği tepkileri bilemezsiniz. Bence çocuğunuzu daha iyi tanımak için bile bu filme gitmelisiniz. Biliyorsunuz sinemalarda ses çok yüksek oluyor, bazen biz büyükler bile ani seslerde ürkebiliyoruz. Bu filmde de seslerin yüksek olduğunu, korkmasına gerek olmadığını çocuğuza açıklayın.

 

Aksiyonu, macerayı, hareketi ve tabi ki Pepee’yi seven çocuğunuz, bu filmi de sevecektir. Aile bağlarının, ülkemizin zenginliklerinin iyiden iyiye hissedildiği bu şarkılı, türkülü, gezintili filme ben 10 üzerinden 7.9 veriyorum. Sinemada kaçırırsanız dvd’sini alıp, evde seyredin derim. Çocuklu her evde bulunması gereken bir eser. İzleyecek olanlara, iyi seyirler.

 

Duyarlı Anne

Ceyda KOCAL DEĞERLİ

 

]]>
http://www.duyarlianne.com/pepee-birlik-zamani-filmi/feed/ 0
YUKARI BAK http://www.duyarlianne.com/yukari-bak/ http://www.duyarlianne.com/yukari-bak/#respond Mon, 30 Jan 2017 05:28:53 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3631 Benim bu zamana kadar en sevdiğim animasyon filmidir “Yukarı Bak”. Oğlum Doruk Kartal da çok beğendi. Yaşına çok hitap etmediği için filmin tamamını izleyemedi ama güldüğü yerler oldu. Yaş sınırlaması yapacak olursak, 7 yaş üstü diyebilirim. Küçük yaş grubu filmdeki bütün olup biteni anlayamayabilir. Bazı bölümlerden korkabilir, bu yüzden küçük çocuklara tavsiye etmiyorum.

 

 

Bu filmi seyredip de beğenmeyen yoktur her halde. Son derece iyi bir konusu, sürükleyici akışı ve sevimli bir çekiciliği var bu filmin. Ben seyrederken, karakterlere, renklere, nesnelere, müziklere bayılmıştım. Filmde sevgi, saygı ve sadakat kavramları hissedilir biçimde öne çıkıyor. Bu filmin verilmek istenen mesajları içerisinde, hayvan sevgisi, anılara verilen değerler, daha neler neler var. Bu nedenle, bu eğlenceli ve kaliteli filmi mutlaka seyredip, görmelisiniz.

 

 

Kah güldüğüm, kah duygulandığım bu ustaca filme ben 10 üzerinden 9.9 puan vermek istiyorum. O, 1 puanı biraz uzun olduğu için kırdım ama gerçekten tüm ailenize ısrarla tavsiye edeceğim bir film. İyi seyirler…

]]>
http://www.duyarlianne.com/yukari-bak/feed/ 0
TERS YÜZ http://www.duyarlianne.com/ters-yuz/ http://www.duyarlianne.com/ters-yuz/#respond Sun, 29 Jan 2017 17:29:53 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3624 Çok güzel bir film. Ben çok beğendim. Dorukta yüzünde gülücüklerle ya da kahkaha atarak seyretti bu filmi ve hiç sıkılmadı. Normalde oturmaz benim oğlum ama bu film esnasında koltuktan kalkmadı. Sinemada değil, evde, çok sonradan seyrettik. Keşke daha önce seyretseymişiz dedim. Siz de seyrederseniz böyle düşünebilirsiniz. Böylesine tatlı bir filmi geç olsada seyrettiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Çocuğunuzla kaliteli zaman geçireceğinizden emin olabilirsiniz. Sadece çocuklar değil, tüm yetişkinler izlemeli bu filmi. Ben çok duygulandım, gözlerim dolu dolu seyrettim. Doruk da kendinden çok şey buldu eminim. Duygularla ilgili bir film olduğu için, sürekli duygularınıza yolculuk ediyorsunuz zaten. Bu filme 10 üzerinden 10 tam puan veriyorum ve mutlaka izleyin diyorum. 2. Filmi de çıkmış. Fragmanından gördüğüm kadarıyla o da çok güzele benziyor ama biraz daha büyük yaş grubuna hitap ediyor. (12-13 yaş sonrası) Seyretmek isteyenlere duyurulur. Şimdiden iyi seyirler.

]]>
http://www.duyarlianne.com/ters-yuz/feed/ 0
KAYIP BALIK DORİ http://www.duyarlianne.com/kayip-balik-dori/ http://www.duyarlianne.com/kayip-balik-dori/#respond Sat, 28 Jan 2017 21:17:23 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3616 Kayıp Balık Dori bence çok farklı ya da çok eğitici bir film değil. Doruk bu filmi seyrederken sıkıldı. Sinemasına iyi ki gitmemişiz. Görsel olarak güzel, büyüleyici sahneler var. Heyecanlı ama kısmen. Sürükleyici değil diyemem fakat benim oğlum hoşlanmadı. Kayıp balık Nemoyu daha çok beğenmişti. Bence Kayıp Balık Nemo, daha eğitici bir mesaj içeriyor. Nemo’ya 10 üzerinden 8.7 verirken, Dori’ye 7.2 vermek istiyorum. Aslında güzel bir film ama insan ister istemez Nemoyla mukayese ediyor. Nemo, eskise bile size onu daha çok tavsiye ederim. Çocuğunuz özellikle Dori’yi seçiyorsa ondan da hoşlanabilir. Kötü film kesinlikle değil. Doruk güzel olmasına rağmen sonunu zor getirdi. Sürekli ayaktaydı ama her çocuk farklı olduğu için zevkleri, tepkileri de farklılık gösterecektir. O hangisini seçtiyse onu seyredin derim ve iyi etkinlikler dilerim.

]]>
http://www.duyarlianne.com/kayip-balik-dori/feed/ 0
İYİ BİR DİNOZOR http://www.duyarlianne.com/iyi-bir-dinozor/ http://www.duyarlianne.com/iyi-bir-dinozor/#respond Sat, 28 Jan 2017 13:48:37 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3610 Bence çok şeker bir film olan Arlo’yu sinemada izlerken Doruk biraz sıkılmıştı ve filmin yarısında çıkmıştık. Sanırım ses ve aksiyondan korkmuştu. Daha sonra ev ortamında seyrederken çok keyif aldı. Her halde kendini evde daha güvende ve rahat hissettiğinden güzelce izledi. Sürekli filmdeki iyi dinozor Arlo’dan bahsetmeye başladı. Ben de bu karekteri sevdi diye ona Arlo’lu t-shirtler aldım. Hep onları giymek istedi ve üzerinden çıkartmadı da diyebilirim. Her çocuğun sevebileceği, duygusal bir animasyon filmi. Yalnız çok küçük çocuklar dinazorlardan ürkebileceği için pek hoşlanmayabilir. (3/4 yaş sonrası uygun) Babası vefat etmiş ya da babasıyla ayrı yaşayan çocuklar da izlemesin. Ben bu filme 10 üzerinden 7. 8 puan veriyorum. Sevgi, dostluk ve aile’nin önemini anlatan bu film dinozorları seven çocuklar için ideal. Size ailece iyi seyirler diliyorum.

]]>
http://www.duyarlianne.com/iyi-bir-dinozor/feed/ 0
EVCİL HAYVANLARIN GİZLİ YAŞAMI http://www.duyarlianne.com/evcil-hayvanlarin-gizli-yasami/ http://www.duyarlianne.com/evcil-hayvanlarin-gizli-yasami/#respond Fri, 27 Jan 2017 20:52:16 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3602 Tek kelimeyle harika bir film. Oğlum Doruk Kartal ile sinemasına gitmiştik ondan sonra da 3-4 defa evde seyretti. Bayıldı bu film’e. Hayvanları çok sevdiği için mi, film komik olduğundan mı, yoksa sürükleyici ve heyecanlı olduğu için mi bilmiyorum ama kıpırdamadan, gözünü ayırmadan izledi. Ben de bu filmden çok keyif aldım doğrusu ve defalarca izlememe rağmen sıkılmadım. Dostluk, yardımlaşma ve mücadele etme konuları işlenen bu eğitici filmi siz de mutlaka seyretmelisiniz. Emin olun, sizde, çocuğunuzda çok beğeneceksiniz. Ben bu filme 10 üzerinden 8.7 puan veriyorum. İyi seyirler diliyorum.

]]>
http://www.duyarlianne.com/evcil-hayvanlarin-gizli-yasami/feed/ 0
İSTANBUL’DAKİ ÇOCUKLARIN GÖRMESİ GEREKEN EN İYİ “5” YER http://www.duyarlianne.com/istanbuldaki-cocuklarin-gormesi-gereken-en-iyi-5-yer/ http://www.duyarlianne.com/istanbuldaki-cocuklarin-gormesi-gereken-en-iyi-5-yer/#respond Mon, 16 Jan 2017 20:51:51 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3575 Merhabalar sevgili anne babalar, değerli çocuklar, önümüzdeki ara yıl tatilini keyifli ve kaliteli geçirebilmeniz için size çok eğlenceli yerler tavsiye edeceğim. Gitmediyseniz gidin. Gittiyseniz de tekrar tekrar gidip, güzel vakit geçirebileceğiniz yerler buralar.

İşte İstanbul da ki çocukların gitmesi gereken bence en iyi “5” yer:

 

1-KIDZANIA

Biz buraya oğlum Doruk Kartal’la 3-4 ay önce, okullar açılmadan gittik. Anadolu yakasında Acıbademdeki Akasya Alışveriş merkezinde bulunuyor. Girişinde sanki bir uçak yolculuğuna çıkıyormuş gibi güzel, farklı bir uygulama var. Güler yüzlü ve kaliteli hizmette cabası. Girişteki bankoda uçak biniş kartı(giriş bileti), harita ve içeride kullanılmak üzere, kidzania bankada bozdurulacak para çeki veriliyor. Giriş ücreti biraz yüksek ama o verdiğiniz paraya değer. Biz oğlumun bayramlık paralarıyla gitmiştik. İçeri girdikten sonra kidzania’ya özel bankada para çekimizi bozduruyoruz ve bu paralarla istediğimiz etkinliğe katılabiliyoruz. Hastane, Tiyatro, Arkeoloji Müzesi, Üretim Fabrikaları, Havacılık Akademisi, Diş Sağlığı Merkezi, Stadyum, Benzin İstasyonu v.b etkinlik yerleri var. Para harcanmayan, para kazanılan etkinlikler de var; “İtfaiye etkinliği” gibi. Genel olarak kidzania paralarla katılım oluyor çoğu etkinliğe. İçeride kidzana paraların geçmediği büfeler de var. Buradaki şekerleme, v.s ürünleri tl ile alabiliyorsunuz ama pahalı. Normal fiyatlı Dönerci gibi yeme-içme ihtiyaçlarının karşılanacağı yerlerde de tl geçiyor. İçeride kidzania paralarıyla pizzacı, kurabiyeci, çikolatacı, dondurmacı olabiliyor çocuklar, sonra da kendi elleriyle yaptıklarını afiyetle yiyorlar. Polis, Doktor gibi meslek gruplarını tecrübe edebiliyorlar. Yalnız Doktor, Polis (Ajan), Pizzacı etkinliği için 6 yaşın üzerinde olmak gerekiyor yanlış hatırlamıyorsam. Bu yüzden 6-7 Yaş üstü çocukların gitmesi bütün faaliyetlerden faydalanmak için daha uygun olacaktır. Doruk 4 yaşında gittiği için bütün faaliyetlerden faydalanamadığından biraz üzüldü. Yine de çok eğlendik; Resim atölyesinde ressam oldu. İtfaiye merkezinde eğitim alarak yangın söndürdü, oyun oynadı, tiyatro ve dans seyretti. Her şeyi ile temiz, güzel bir yer. Bu uluslararası işletmenin Türkiye’ye de yapılması çok iyi olmuş ama çıkışta kidzania paraları harcayacağımız marketten sadece kalem alabildik.  Herhalde içerideki para kazanılan aktivitelerden çok fazla para kazanmak gerekiyor. Doruk  8-9 yaşına geldiğinde tekrar gitmeyi düşünüyoruz biz bu şahane ve keyifli yere siz de gitmeyi planlıyorsanız şimdiden iyi eğlenceler.

 

2-LEGOLAND

Çok hareketli, oyun dolu bu yer Forum İstanbul Alışveriş Merkezinde yer alıyor. Forum İstanbul’da gerçekten çocuklara ve ailelere yönelik birçok cazip etkinlik merkezlerini bünyesinde barındırıyor. Biz Anadolu yakasında oturduğumuz için Bayrampaşa’da olan bu Alışveriş merkezine sadece 2 kere gittik. Burada bunan SEA LİFE akvaryumda görülmeye değer bir yer. Herkese zevkle tavsiye ederim. Türkiye’nin en uzun su altı tüneliymiş. Gerçekten büyük ve ferah bir yer. Burayı ziyaretimizde ben küçük balığıma hamileymişim de haberim yokmuş. Dünya’nın 5. Büyük akvaryumu olan bu yere oğlum biraz daha büyüdüğünde onunla da gitmek isterim. Forum İstanbul’da JURASSIC LAND de var. Dinozor meraklılarına duyurulur. Aynı zamanda Helikopter simülasyonu, Sihirli Eller çocuk klubü ve Kum Kalesi oyun alanı da mevcuttur. Dönelim Legoland anlatımımıza. Öncelikle çok ekonomik bir yer değil ama seans süresi kısa olmadığından mutlaka gidin derim. İndirim ve kampanyaları takip etmekte fayda var tabii. Belirli sayıda kişi almalarına rağmen, biz hafta sonu gitmiştik ondan mı bilmem pek hijyenik değildi. Elemanları ilgili ve güler yüzlü olmasına rağmen yetersizdi. Ayrı temizlik elemanları yoktu. Düşen Legolar yerden alınıp, temizlenmeden lego havuzuna atılıyordu. Umarım temizlik konusunda kendilerini geliştirmişlerdir. Aksi taktirde dünya çapında büyük yankı uyandırmış bu firma’nın İstanbul şubesine bu yakışmaz. Onun dışında her şey süperdi. Şöyle bir gözlemlediğinizde yetişkinlerinde çocukluğuna dönerek lego oynadığını, hatta hırs yapıp lego aracı kaydırağından araba yarışı yaptığını görüyorsunuz (eşim de dahildi bu gruba). Her yaş uygun lego mevcut. Küçük çocuklar için sanat atölyesi, top havuzlu, büyük oyun alanı bile mevcut. Girişindeki bilgisayar uygulamalı Legoland infosu  ve legodan inşaa edilmiş İstanbul’a ve Dünyaya özgü yapıtlar bir harikaydı. Çok keyifli bir gezinti, oyun, 3 Boyutlu sinemanın ardından sıra çıkışa geldiğinde Legoland satış mağazasıyla karşılaşıyorsunuz. Tabii önceden gelmediyseniz, çocuğunuzla oyuncak istememe konusunda anlaşmışta olmuyorsunuz. Plansız gelişen bu durum sonucunda biz bir kutu oyuncakla çıktık. Legoland iyi bir satış stratejisi izlemiş gerçekten. Biliyorsunuz lego oyuncakları oldukça pahalı en küçük kutu 50-60 lira gibi rakamlara satılıyor. Buraya gelirken maddi açısından hazırlıklı olmanızda fayda var. Çıkışında satış mağazasından geçilerek çıkıldığını bilip, yavrunuzla oyuncak istememe konusunda da anlaşma yapabilirsiniz. Lego oyuncaklar almak isterseniz de burada çok güzel çeşitler mevcut.

 

3- KIDZMONDO

Mecidiyeköy /ŞİŞLİ de Trump  alışveriş merkezi’nin bünyesinde yer alıyor. Kidzania ile benzerlikler gösterdiği, konsept olarak aynı olduğu için buraya gitmedik biz. Bu yüzden burası hakkında tecrübelerimi paylaşamayacağım ama en az Kidzania kadar güzel olduğunu duyduğum için Avrupa yakasında oturan çocukların gitmeleri gereken bir yer olduğunu düşünüyorum.

 

4. İSTANBUL AKVARYUM

Avrupa yakasında Yeşilköy/Florya da olan bu Akvaryum, Dünya’nın en büyük tematik akvaryumu özelliğini taşıyor. Bana pek büyük gelmese de, sıkılmadan gezilecek birçok alan var. Amazon Yağmur Ormanı, Aynalı Labirent, Kasırga Simülatörü, Flyride Helikopter Turu, Köpekbalıklarıyla Dalış gibi…  Herkese tavsiye edeceğim muazzam bir mekan. Geçen sene sömestr tatilinde gitmiştik bizde ailecek. Oğlum Doruk, buradaki değişik balıklara bayıldı. Aile indirimi var ama böyle yerlere girişi daha uygun fiyatlara yapsalar, her kesimden insan gidip görse çok daha iyi olur. Son olumsuz yorumum da içerisinin çok sıcak ve boğucu oluşu. Hafta sonu gidecekseniz kalabalığa hazırlıklı olun. 1 kere olsa bile mutlaka gidin. Siz ve aileniz mutlu bir gün geçirmiş olursunuz.

 

5. İSTANBUL OYUNCAK MÜZESİ

Anadolu yakasında Göztepe’de bulunan bu müze, açık arttırmayla satın alınmış, yurdumuzun dört bir yanından ve yurt dışından gelen birçok oyuncağa ev sahipliği yapmaktadır. Giriş ücreti çok ekonomiktir. Oyuncak müzesinin yaratıcısı ve kurucusu olan saygı değer Sunay AKIN’ın buraya çok emek verdiği gerek oyuncaklardan, gerekse mimariden belli oluyor. Çok temiz, güler yüzlü bir işletmecilik hakim. İtina ile tasarlanmış, gruplandırılmış oyuncaklar camekanlı vitrinlerde sergilenmekte. Geçmişimizle bugünü buluşturan oyuncaklar bizi çocukluğumuza götürüp, geçmişi de çocuğumuza getiriyor. Eşim de, ben de oğlumuza “ aaa bu oyuncak bende vardı” , “ben bununla ne oynamıştım”, “bu oyuncak çok popülerdi” gibi cümleler kurduk. O da daha sonra öğretmeniyle buraya geziye geldiğinde bizim ona kurduğumuz anektotları aktarmış. Gerçekten zaman makinesi gibi bir yer. Anılarınız canlanıyor, sevinç ve mutluluk duyuyorsunuz. Bildiğimiz oyuncakların yanında bilmediğimiz oyuncaklar da var tabii ama hepsinin ortak bir yönü var, dikkat çekici ve keyif verici. En küçük figürden en büyüğüne kadar çok değerli parçalar olduğuna eminim çünkü hepsinin bir hikayesi var. Hayal mi? gerçek mi? ayırt edilemeyecek kadar güzel bir yer burası. Zannediyorum Sunay bey’in hayallerini gerçekleştirdiği yer burası. Böylelikle çocuklara hayallerinin peşinden gitmeleri gerektiği konusunda çok güzel örnek olmuş. Yetişkinlere çocukluklarına dönmeleri, bu vesileyle çocukları daha iyi anlamaları için ısrarla tavsiye ediyorum. Çocuklara da bu ülkede onları çok sevenler olduğunu, bunlardan birinin de bu müzeyi 23 Nisan Çocuk Bayramında kuran Sunay AKIN olduğunu söylemek istiyorum. Hem büyükler, hem de küçükler kendisine teşekkürü bir borç bilmeliyiz. Çıkışta oyuncak müzesinin hatırası olan bakır İstanbul Oyuncak Müzesi parasını kendi bilek gücünüzle bastırarak almayı unutmayın. Buraya giderseniz ki mutlaka gitmelisiniz, iyi yolculuklar dileriz size ailece biz.

 

]]>
http://www.duyarlianne.com/istanbuldaki-cocuklarin-gormesi-gereken-en-iyi-5-yer/feed/ 0
Farkındalık sahibi olmaya önce kendimizi farkederek başlayalım http://www.duyarlianne.com/farkindalik-sahibi-olmaya-once-kendimizi-farkederek-baslayalim/ http://www.duyarlianne.com/farkindalik-sahibi-olmaya-once-kendimizi-farkederek-baslayalim/#respond Thu, 05 Jan 2017 03:39:45 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3567 İnsan önce kendini bilmeli, tanımalı. Kendini tanımayı başaramamış bir insanın, karşısındakini tanıyacağını düşünmüyorum. Sağlıklı bir iletişim için önce kendinizi iyi bilin.

 

 
Kendini bilen, kendini iyi ifade eder. Karşısındaki de onu net bir şekilde anlayıp, tanıyıp, güvenir ve o da kendini tanıtmaya çalışır. Sağlıklı iletişim için her iki tarafında kendini iyi tanıması, bilmesi gerekir aksi taktirde o iletişim bir yerde tıkanır. Çünkü tek bir tarafın kendini bilmesi yetersiz olmuştur.

 

Kendini bilen insan, karşısındakinin görüşlerine saygılıdır. Kendi fikrinden emindir, karşısındaki kişinin düşüncesini duymak istiyordur. Dinler, onaylamak zorunda olmadığını ama herkesin farklı düşünce yapısında olabileceğini savunur. Kendini bilmeyende saygısızdır. Sahip olduğu düşünce tek gerçekmiş gibi karşı tarafında aynı düşüncede olması konusunda ısrarcı davranır. Oysa kendini bilip, fikrine ve fikirlere saygılı olsa o da sakin kalacaktır.

 

Tek bir görüş olmadığını fark edelim lütfen. Kimin size sizin hakkınızda da dahi ne dediği önemli değildir. Gönülden gözünüze ve zihninize ulaşan konuyla ilgili düşünceniz neyse o sizi siz yapan, kendinizi bilmenizi sağlayan fikrinizdir.

 

Bilgiyle, sevgiyle, saygıyla kalın

]]>
http://www.duyarlianne.com/farkindalik-sahibi-olmaya-once-kendimizi-farkederek-baslayalim/feed/ 0
ROTA VİRÜSÜ AŞISI YAPTIRMAK YA DA YAPTIRMAMAK İŞTE BÜTÜN MESELE BU http://www.duyarlianne.com/rota-virusu-asisi-yaptirmak-ya-da-yaptirmamak-iste-butun-mesele-bu/ http://www.duyarlianne.com/rota-virusu-asisi-yaptirmak-ya-da-yaptirmamak-iste-butun-mesele-bu/#respond Wed, 28 Dec 2016 21:31:42 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3561 Bu yazımda sizlere “Rota virüsü” aşısının ülkemizdeki yerini, kullanım sıklığını ve perde arkasını anlatacağım.

 

Öncelikle biz bu aşıyı oğlumuza yaptırmadık maalesef. Neden maalesef diyorum çünkü oğlum Doruk Kartal çok sık ishal, kusma problemi yaşayan bir çocuk oldu. Şuan 4 buçuk yaşında. 42 aylık olduktan sonra kreşe(anaokuluna) gitmesinin de bunda etkisi oldu tabii. Takip edenler biliyor, geçtiğimiz günlerde Doruk yine ishal, kusma oldu ve dışkı tahlili sonucunda Rota virüsü pozitif çıktı. O an Rota aşısını yaptırmadığımıza o kadar pişman oldum ki sinirimden ağlayacaktım.

 

Peki neden yaptırmadık biz bu Rota virüsü aşısını? Çok sevdiğimiz, iyi hekim olduğunu bildiğimiz, güvendiğimiz bir çocuk doktoru var oğlumun. Doruğun bütün aşılarını yapan, bahsi geçen doktorumuz, Rota virüsü aşısının yan etkileri olduğunu, kendi 3 çocuğuna da yapmadığını söyledi. Bunu duyduktan sonra internette de araştırdım. Rota aşısını yaptırmış olanların olumsuz yorumlarıyla karşılaştım. Eşimle aldığımız ortak karar sonucu yan etkilerinden bu kadar çok söz edilen bir aşıyı çocuğumuza yaptırmak istemedik.

 

Nedir bu Rota virüsü hastalığı, nasıl bulaşır, korunma yöntemleri, tedavisi nedir?

 

Belirtileri;

*Tekrarlayan ishal, kusma, ateş varsa

Teşhis;

*Belirtiler ve hastanın kaka testi sonucuyla teşhis ediliyor.

Tedavi;

*Ağız yoluyla sıvı kaybını gideren, eczanelerde satılan mineralli tozlar, içecekler tüketilmelidir. Az az, sık sık duru su içilmelidir. Bizim oğlumuz gibi ağızdan alınan bu sıvı ilaçları içmemek için direnenlere de kaybettiği tuzu,  şekeri, suyu yerine koymak adına serum takılmalıdır.

Korunma yöntemi;

*Aşılama

Ne kadar hijyene önem verilirse verilsin bu hastalığın hapşırma yoluyla bile havadan bulaşma durumu varmış. Bu mikrobu da tanımayan vücutlar daha çok etkileniyor tabii.

 

Bence mutlaka Rota virüsü aşısını yaptırın çocuklarınıza çünkü gerçekten çok hırpalayıcı bir hastalık. Oğlum Doruk, hiç oturmayan, az uyuyan, çok hareketli bir çocuktur. Bu Rota virüsü hastalığı süresince oyuncaklarıyla bile oynayamadı, yemek yemek istemedi. İki kilo verdi ve hiç olmadığı kadar halsiz oldu. Benim yerinde duramayan  yavrum, yattığı yerden kalkmadı. Gündüz uykusunu bırakalı çok olmasına rağmen bu hastalık yüzünden günde 2 defa 1-2 saatlik gündüz uykusuna yattı. İlaçlarını içmediği içinde 1 hafta boyunca her gün serum taktırmaya gittik hastaneye. Neyse ki iyileşti çok şükür.

 

Bu aşı 3 doz şeklinde yapılıyor. Bebeğinizin 2. , 4. ve 6. Aylarında . Biz geç kaldık, siz geç kalmayın. Çocuğunuz 32 haftalık olana kadar yaptırmanız gerekiyor. Sonrasında yapılamıyor. Ücretli bir aşı ama aşılama yapılmayıp, bu hastalığa yakalanılırsa serum ve ilaçlara çok daha fazla miktarlar ödüyorsunuz.

 

Sağlık bakanlığı değil, Maliye bakanlığı ilgileniyormuş aşı ödemeleriyle. Rota virüsü aşısı pahalı diye ödemeyi kabul etmemiş Maliye bakanlığı. Bu yüzden ücretlendiriliyor bu aşı diğer birkaç aşı gibi. Aslında bu konuda bir düzenleme yapılmalı çünkü çok önemli bir aşı, yaygınlaştırılmalı. Küçük yaştaki çocuklarda ölümlere bile yol açabilen bu hastalığın aşısı diğer ana aşılardan ayrılmamalı.

 

Bu aşıyı yaptırmamış olmanın pişmanlığını yaşadığım ve yavrumun bu hastalıkla karşı karşıya kaldığında ne kadar yıprandığını gördüğüm için bunları sizinle paylaşmak istedim. Biz serumlar, sevgi, ilgi sayesinde atlattık ama çok üzülerek tecrübe ettik bu hastalığı. Şuan yaşayan başka bir aile varsa, dirayet, sabır ve acil şifalar diliyorum.

 

Çocuk bekleyen ve yeni doğan bebeği olan annelere tavsiyem; mutlaka Rota virüsü aşısını da yaptırın. Sonradan bizim gibi pişmanlık yaşamazsınız. Erken bebeklik döneminde korkulduğu kadar yan etkisi de yokmuş. Ülkemizde artık civa içermiyor aşılar. Hepsinin yan etkisi de hemen hemen aynıymış.

 

Unutmayın, Aşı korur.  Korkmayın, korkutmayın lütfen aşı yaptırın.

 

Sevgiyle, bilgiyle, hoşça kalın…

 

 

 

]]>
http://www.duyarlianne.com/rota-virusu-asisi-yaptirmak-ya-da-yaptirmamak-iste-butun-mesele-bu/feed/ 0
Günübirlik yatışlar için çocuk hastane çantası http://www.duyarlianne.com/gunubirlik-yatislar-icin-cocuk-hastane-cantasi/ http://www.duyarlianne.com/gunubirlik-yatislar-icin-cocuk-hastane-cantasi/#respond Mon, 19 Dec 2016 17:01:57 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3555 Öncelikle Allah herkese sağlık, şifa versin diyerek yazıma başlamak istiyorum. Hastalık herkes için zor ama çocuklar için çok daha zor. Biz oğlum rota virüsüne yakalandığı için 5 gündür hastaneye sürekli gidip geliyoruz. Bildiğiniz üzere çok hırpalayıcı bir hastalık.

 

Oğlumun kaka testi sonucunu aldığımda rota virüsü pozitif olarak gördüğümde yaşadığım üzüntü ve stresten migren ağrım başladı. Benimki sorun değil 1 günde geçen bir şey. Oğlumun hastalığı yaklaşık 1 hafta olmasına rağmen geçmedi.   Rota virüsü konusunu ayrıca yazacağım için ishal kusma konusunu burada bitirip, çocuk hastane çantasında neler olmalı o konuya gelmek istiyorum.

 

Çocuk hastane çantasının içinde ;
  • 2şer adet atlet, 2-3 adet külot
  • 2 adet üst, 2 adet alt kıyafet (eşofman tipi rahat kıyafetler olursa daha iyi olur)
  • 2 takım pijama
  • 2 çift çorap
  • Oyalanması için en sevdiği oyuncaklar biz transformers robot arabalarımızı alıyoruz (yapboz iyi oluyor)
  • çubuk kraker, bisküvi
  • muz, elma, mandalina gibi meyveler

 

Çanta yanındaki gözlere de şunlar konulmalı ;
  • En az 1 paket kağıt mendil
  • 1 paket ıslak mendil
  • 1 adet ateş ölçer(bizimkisi gibi kulaktan ateş ölçerse, yedek başlıklarınızı da yanına koymayı unutmayın)
  • 1 şişe ateş düşürücü şurup (bebekler için fitil)

 

Bu yazdıklarım 1 maximum 2 gün kalış içindir. Ben dahil, çoğu Anne çocuklarının günlük çantasını böyle hazırlıyor zaten. Yine de örnek olsun istedim. Daha fazla kalışlarda bu oranı çoğaltabilirsiniz.  Okuduysanız teşekkür ederim.

 

Sağlıklı, mutlu, huzurlu günler dilerim

]]>
http://www.duyarlianne.com/gunubirlik-yatislar-icin-cocuk-hastane-cantasi/feed/ 0
Kabuk bağlama dönemi ve sonrası http://www.duyarlianne.com/kabuk-baglama-donemi-ve-sonrasi/ http://www.duyarlianne.com/kabuk-baglama-donemi-ve-sonrasi/#respond Sun, 18 Dec 2016 16:57:53 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3541 İnsan yaşam seyri boyunca sadece fiziken değil, psikolojik olarak da çok yara alır. Kanar durur ve çoğu kolay kolay kapanmaz, kabuk bağlamaz. Eğer ruhunuza açılan yaralar kabuk bağlarsa şanslısınız. Fakat karşınızdaki kişi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

 

Ruhuna aldığı darbeler sonucu yaralanan ve iyileşme sürecine girmeyi başarmış bir kişi tıpkı kabuk bağlamış gibi sertleşir. Kendi kabuğuna çekilir tabiri caizse. Kimseyi içine almaz; başka görüşleri kabul etmez. Korkar, kızar, cesaretsizleşir ve güvenemez kimseye. Böyle yaparsa daha çok yaralanır aslında. İyileşmek, kabuk bağlamak üzere olan yarasını kendi elleriyle kopartır. Kendine de zarar vermiş olur. Oysa zamana bıraksa her şeyi sabretse, beklese en azından acısı hafifleyecektir.

 

Ruha açılan yaraların da izi kalır. Süreci uzatmamak için kabuk bağlayan yaramızı koparmamalıyız. Kabuk düşünce yeniden doğacağız. Kırmadan, küsmeden beklediysek kabuk bağlama süresince, kabuk düşünce yanımızda olan insanlar bulacağız. Eski hali gibi olmasa da kabuk bağlayan yer. Arda kalan o iz bize olgunlaştığımız günleri hatırlatacak. Sabrımızı, bekleyişimizi. İşte bu noktada biz güçlenmiş olacağız. Hatalarımızı, aldanışlarımızı, kırgınlıklarımızı engelleyen o iz olacak. Aynı şeyleri bize bir daha yaşatmayacak. Davranışlarımızı, kararlarımızı o ize göre düzenleyeceğiz. Olgunlaşmanın verdiği mutluluğu yaşamak bizi geliştirecek.

 

 

Arkamıza bakmadan önümüzü göremeyiz ama geçmişimizle barışmadan da ileri gidemeyiz. Affedin, sizi üzen, yaralamış olan ne varsa boş verin ki, sizi siz yapan, olgunlaştırmış olan yaralarınız size güç versin. Gülücüklü, bol huzurlu, çok düşünmekten uzak, mutlu günler…

 

]]>
http://www.duyarlianne.com/kabuk-baglama-donemi-ve-sonrasi/feed/ 0
Koruma İçgüdüsüyle D Vitaminsiz Kalabilen Çocuklar http://www.duyarlianne.com/koruma-icgudusuyle-d-vitaminsiz-kalabilen-cocuklar/ http://www.duyarlianne.com/koruma-icgudusuyle-d-vitaminsiz-kalabilen-cocuklar/#respond Sun, 18 Dec 2016 10:34:50 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3550 D vitamini bağışıklık sistemini güçlendiren ve güneş gibi doğal kaynağımızdan sağlanan mucizevi bir vitamindir ve toksik olmaz. Güneş banyosu yaparak ya da ağız yoluyla bu vitamini vücudumuza almak mümkün.

 

Ülkemizde de bebeklere doktorlar tarafından D3 takviyesi reçete ediliyor ve yaklaşık 2 yaşına kadar d3 sıvı formunu kullanıyoruz. Güneş dışında oral yoldan alınan D vitaminleri hakkında bir çok spekülasyon var. Parapen içerdiği için zararlı, mide kapakçığını açma özelliğine sahip v.s. Biz annelerde bir şeyin herhangi bir yan etki ya da zararını duysak o üründen uzaklaşıyoruz. Doğal yollardan alsın diyoruz. Uzun süre küçük çocukları güneşe maruz bırakmanın da yanlış olduğunu biliyoruz. Uzmanlar koruyucusuz 20dk diyor. Biz koruyucu anneler, çocuklarımız güneş koruma faktörlü krem sürmeden güneşe çıkarsa sanki 1. derece yanık olacakmış gibi davranıyoruz oysa uzmanların tavsiye ettiği gibi 15-20 dk koruyucusuz güneşte kalmasına müsade etsek d vitamininden faydalandırmış olacağız. Tabii güneşe çıkartırken çocuklarımıza mutlaka şapka ve açık renkli kolsuz kıyafet giydirmeliyiz mümkünse mayo ya da şortlu güneşlendirelim ki kemiklere işlesin güneş.

 

Yazın tamam da kışın nasıl alacak çocuklar d vitaminini ? Piyasada son zamanlarda çıkan, güvenilir, tek kullanımlık, sıvı formda d vitaminleri var. Ben bir doğal vitamin sağlık mağazasından jelibon şeklinde olanlardan alıyorum oğlum için. Çünkü sıvı, şurup tarzı ürünleri içmek istemiyor. Hemen hemen her alışveriş merkezinde var bu vitamin mağazası. Marka vermek istemiyorum reklam olmasın diye. Geçtiğimiz yaz bol bol güneşlendiği için bu sene daha başlamadım ama kış geldi, güneş kendini iyiden iyiye gizlediği için düşünüyorum tekrar d vitamini takviyesi yapmayı.

 

D vitamini içeren balık, tereyağı, kabuklu yemişler gibi gıdaları tüketmesini sağlıyorum fakat her gün d vitamini gereksinimi olduğu için besinlerden alınan d vitamini de yetersiz oluyor. Bu besinleri çok fazla tüketmesi lazım günlük d vitamini ihtiyacını karşılamak için ama çocuğa çok yemek yedirme gibi bir şey mümkün değil. Kapasitesinden fazla besin tükettiremeyiz. Bu yüzden de d vitamin takviyesi şart. Yazın güneşten, kışınsa piyasadaki güvenilir d vitamini markalarından faydalanalım sevgili anneler.

 

Sağlıklı, mutlu günler..

]]>
http://www.duyarlianne.com/koruma-icgudusuyle-d-vitaminsiz-kalabilen-cocuklar/feed/ 0
Çocuğunuzun yarasını bağlamadan size bağlanmasını beklemeyin http://www.duyarlianne.com/cocugunuzun-yarasini-baglamadan-size-baglanmasini-beklemeyin/ http://www.duyarlianne.com/cocugunuzun-yarasini-baglamadan-size-baglanmasini-beklemeyin/#respond Tue, 13 Dec 2016 16:26:27 +0000 http://www.duyarlianne.com/?p=3535 Keşke kimse kimseyi kırmasa, üzmese, yaralamasa ama maalesef öyle olmuyor. Kırılıyoruz, kırıyoruz da, üzülüyoruz, üzüyoruz da, yaralanıyoruz yaralıyoruz da. Bilmemiz gereken bir şey var, açılan yaralar kolay kapanmıyor hele de kapatılmadan yeni yaralar açılıyorsa en kötüsü. Sadece çocuklarda değil tüm yetişkin bireyler için geçerli bu durum, yara açtıysak bir kimsede bilelim ve düzeltelim. Yoksa o kişi için siz artık yoksunuz. Yanınızda olsa bile güvenli bağlanma yoksa birliktelik yoktur.

 

Sizi devamlı üzen, yara açan bir kişiye güvenir misiniz? Hayır dediğinizi duyar gibiyim. Güven yoksa bağlanmada yoktur. Yakın bir zamanda bir alışveriş merkezinin yemek katında yaşadığım bir olayı anlatacağım sizlere. Küçük bir kız çocuğu ağzı var dili yok ama Annesinin sesi çok. Kulak misafiri olmak istemesem de hemen arkamızda olduklarından ister istemez duyuyordum. Bahsi geçen annemizin yaşadıklarından dolayı çok gergin olduğu belliydi. Kızına dakika başı “hadi çabuk yesene, bu ne yavaşlık, beni delirtmek için yapıyorsun değil mi” diyor. Bunun yanında benim telaffuz dahi etmek istemediğim hakaretlerde bulunuyordu küçücük yavruya ki kendi yemeği de bitmemişti maksadı sinirini çocuktan çıkarmaktı. Bu annenin birlikteliğindekilerde söz konusu annenin yapmış olduğu davranış şeklinin yanlış olduğunun farkındaydılar ama bize de sataşır endişesiyle bir şey diyemiyorlardı. Hatta bir ara bu Anne, kendi annesine de bağırdı. Annesi sadece “Bırak acele ettirme çocuğu, nasıl isterse öyle yesin demişti” Bizim gergin Anne de “ böyle yiyeceğine hiç yemesin, bak üzerini de berbat etti, yemeği de mundar etti, bu hep böyle zaten bir de bana bunu savunuyorsun” diyerek kendi annesini de kırdı.

 

 

Çocukta korkudan boğulurcasına ağzına sokuşturuyordu yiyecekleri. Ağlamıyordu küçük kız ama o davranış şekli beni bile üzdü ve benim göz yaşlarım neredeyse akacaktı Allahtan içime aktı. Bu Anneye müdahale edilse ne olurdu. Yaptığı yanlış davranışın farkına varmıyordu. Varmayacak potansiyeldeydi de zaten. Kendini sadece kendisi değiştirmeliydi. Yavrusunun çocukluğuna açtığı yaranın farkında olmasını ve bunu düzeltmesi için elinden geleni yapmasını diledim. O küçük kız bir daha çocuk olmayacaktı. Ben de sadece dua ettim ve oğlumu öptüm sanki o küçük kızı severcesine ama o Anne hala kızına tek bir sevgi yaklaşımında bulunmadı. Bahsi geçen kişiler kalktılar. Asansöre geldiklerinde kız Annesinin elinden tutmadı ve Anneannesini bekledi. İşte bu noktada anne yara açtığını anladı ve çocuk anneannesin onu korumaya çalıştığının bilincindeydi, koştu ve anneannesinin elinden tuttu çünkü ona güveniyordu. Anne kendini yapayalnız hissetti. Öylece asansörden aşağıya indiler. Oysaki Anne kızında yara açtığını anlayıp, o yarayı kapamak adına olumlu, hoşgörülü uğraş verseydi, sevgisini belli etseydi yarasını bağlamış, güvenli bağlanma oluşturmuş olacaktı.

 

Bu yüzden kırmayalım, üzmeyelim, yaralamayalım ne olur. Kaza ile de olsa can incittiysek bunu telafi etmesini, onarmasını bilelim. Yaralar bağlanmadan güven oluşmaz. Sadece yavrularımızın yaralarını sarıp güven oluşturmaya da çalışmayalım. Eşimizin, dostumuzun, akrabamızın, arkadaşımızın da yaralarını kapatalım ki, çocuğumuza da iyi bir örnek olmuş olalım. Bence güven bu dünyadaki en önemli şeydir. Çoğumuzun bildiği Robert Bosch’un ünlü bir cümlesiyle yazımı bitireceğim. “İnsanın güvenini kaybetmektense, para kaybetmeyi tercih ederim”.

 

Saygı ve sevgilerimle…

 

]]>
http://www.duyarlianne.com/cocugunuzun-yarasini-baglamadan-size-baglanmasini-beklemeyin/feed/ 0
Zalim değil Alimsin zaman… http://www.duyarlianne.com/zalim-degil-alimsin-zaman/ http://www.duyarlianne.com/zalim-degil-alimsin-zaman/#respond Fri, 09 Dec 2016 03:53:53 +0000 http://duyarlianne.com?p=169 Herkesin zaman zaman zalimsin zaman dediğini duyar gibiyim oysaki zalim kelimesi anlam bakımından oldukça olumsuz bir betimleme içeriyor. Hiç mi olumlu şeyler olmuyor bu zaman zarfında? Elbette oluyor ve olumlu şeyler hoş bir anı olarak kalıyor. Unutulmuyor, anımsanınca gülümsemeye neden oluyor. Bu yaşanmışlığın içerisinde zalimlik nerede?

 

 

Çocuklarımızı büyütürken yaşadığımız güzel dakikalar var bu zamanın içinde ve onlarla olan duygulara zalimlik karıştırmak hoş olmaz bence. Tabii ki bu zaman içerisinde olumsuz duygular yaşanıyor, aksilikler, üzüntüler, yıpranmalar oluyor ama bunlar bizi biz olmaya, davranışlarımızı şekillendirmeye, ders çıkartıp bundan sonra böyle davranacağım diyerek bilinçli düşünmeye yöneltiyor. Yani zaman asla zalim değildir; bizi pişiren, güç veren bir öğretmen gibi ışık tutan bir eğiticidir. Zaman, sen hayatta akan en olumlu, en doğru gerçeksin; “Alimsin zaman”.

 

 

Akıp giden zamanın elinizden kayıp gitmesine izin vermeyin. Zamanınızı iyi değerlendirin, verimli geçirin. En çokta ailenizle kaliteli vakit geçirmeye özen gösterin. Buna onlarında, sizin de ihtiyacınız var. Sağlıklı, huzurlu ve hoşça kalın.

 

]]>
http://www.duyarlianne.com/zalim-degil-alimsin-zaman/feed/ 0
Suriyeli mülteciler bize bir sınav… http://www.duyarlianne.com/suriyeli-multeciler-bize-bir-sinav/ http://www.duyarlianne.com/suriyeli-multeciler-bize-bir-sinav/#respond Tue, 06 Dec 2016 03:53:32 +0000 http://duyarlianne.com?p=167 Yardıma muhtaç birine yardım eli uzatmak kişiye bir şey kaybettirmez aksine hem bu dünyada, hem de ölümden sonraki hayatta bize birçok artılar kazandırır. Hani şöyle bir söz var ya “Gül veren elde gül kokusu kalır” işte tam da bu misal iyilik dolarsınız. Bir gün sizin de yardıma ihtiyacınız olduğunda iyilik bulur, yardım eli uzatılan olursunuz.

 

Ülkesini savaş nedeniyle terk etmek zorunda kalan, bin bir zorluk ile bizim ülkemize gelerek, bir umut ışığı olarak görüp bize sığınan bu yuvasını, yurdunu terk etmek zorunda kalmış insanları yarı yolda bırakmak hiçbir insana, daha doğrusu insan gibi insana yakışmaz bence. Diğer bir bireyin acısını hissettiğiniz kadar insansınızdır. Ben böyle düşünüyorum. Bana şu gibi cümleler kuran olabilir “Onlar yurdumuza girdiğinden beri şehitler artı bizimde acımız büyük bize de onlar acı yaşatıyor” lütfen demeyin. Tabii ki acımız büyük, benimde oğlum var ne kadar üzüldüğümün tarifi yok ve en az bende sizin kadar vatanımı, milletimi seviyorum. Yalnızca ben, zaten savaştan kaçtıkları için bizim ülkemizde savaş çıkartacak kadar güçlü, kötü hırslı olduklarını düşünmüyorum. Pozitif düşünüyorum çünkü inanın arkadaşlar, onların sadece yardıma ihtiyaçları var.

 

Haberlerde, sosyal medyada görüyoruz çok üzücü gerçekler var. Bir babanın küçük masum oğluna kuru ekmek yedirirken ki görüntüsü. Baba ağlıyor ama aslında orada insanlık ağlıyor. Anne sırtında elinde, kucağında çocuklarıyla ayakları çıplak sığınacak yer arıyor. Keşke bu durumda olan yurdum insanlarına da yardım etsek sadece Suriyeliler değil. Onları da görmezden gelmeyelim diyorum sadece. Denizin kıyısına vurmuş çocuğu hiç söyleyemiyorum bile. Buna üzülememek duyarsızlıktan öte vicdansızlıktır. Neden ülkelerini terk etmek zorunda kalan bu insanlara yardım edilmiyor? Yarın öbür gün biz aynı duruma düşersek bize yardım edilsin istemez miyiz?

 

Yaralarını tamamen kapatamayız elbet ama en azında içlerindeki yangını biraz olsun hafifletebiliriz yardım kuruluşlarına destek olarak. Maddi destek olamıyorsak manevi destek olabiliriz onlar için yardım gönüllüsü olarak. Onlar için ne yapabiliriz diye düşünebiliriz mesela. Ben bu ülkemize akın etmiş bizden bir şeyler bekleyen bu insanlara istihdam sağlanması taraftarıyım. Çoğunuzun “Türk vatandaşlarına çok istihdam sağlanıyor sanki” dediğinizi duyar gibiyim. Bizim yurdumuzun insanına da istihdam sağlanması konusunda hem fikirim. O konuda haklısınız. Keşke tüm vatandaşlarımıza iş imkanı sağlansa ama bu yardım eli bekleyen, savaş mağduru gurbetçilerle rekabete girecek kadar da vurdum duymaz değilsinizdir umarım. Eğer öyleyseniz lütfen bu düşüncelerinizi faydacı bir düşünceyle değiştirin ve onlara hep birlikte yardımcı olalım. Umudunuzu kaybetmezseniz, bir başkası için umut ışığı olabilirsiniz. O da sizin için duacı olur ve sizin de yolunuz açık olur.

 

Bilgiyle, ilgiyle kalın.

 

]]>
http://www.duyarlianne.com/suriyeli-multeciler-bize-bir-sinav/feed/ 0
Özürlü değil, engelli… http://www.duyarlianne.com/ozurlu-degil-engelli/ http://www.duyarlianne.com/ozurlu-degil-engelli/#respond Fri, 02 Dec 2016 03:53:12 +0000 http://duyarlianne.com?p=165 Maalesef ülkemizde çok yanlış bilinen ve uygulanan bir adlandırma var. Engelli insanların, “Özürlü” diye nitelendirilmesi. Oysaki özürlü herhangi bir hatasından dolayı özür dilemesi gereken kişiye söylenilmesi geren bir kelimedir. Engelli olup da özür dilemesi gereken bir şey yapmamış, herhangi bir hata işlememiş kişiye haksızlık değil midir bu “Özürlü” yakıştırması? Bu yüzden başlı başına özür dilenmesi gereken şey, özürlü diye hitap etmektir bence.

 

Ne yazık ki her yerde, tabelalarda dahil özürlü asansörü, özürlüler yolu, görme özürlüler, duyma özürlüler vs. diye okuduğumuz, engellilere kendini çok kötü hissettiren, düşüncesizce yazılmış, çizilmiş şeyler mevcut. Oysaki duyma özürlü denmez ki ona, işitme engelli denir. Diğerlerindeki özürlü kısımları da engelli olarak değiştirilmelidir. Çünkü hiç bir özrü olmayan bireylere özürlü demek ayıptır. Üzersiniz, günahtır. Engeller biz yardım etmediğimizde vardır. Onlara yardımcı olarak onları engelsiz hissettirebiliriz. Unutulmaması gereken bir konuda vardır; onun yerinde siz de olabilirdiniz çünkü her sağlıklı kişi bir engelli adayıdır. 5 dakika sonra başımıza ne geleceğini bilmezken engellilere karşı düşüncesizce bir yaklaşımda olmamalıyız. Bizim başımıza gelmeyecek olsa dahi, ki garantisi yok bu konuda bilgilenmeliyiz ve bencilce hareket etmemeliyiz özürlü diyerek.

 

Peki neler yapabiliriz. Onlar için ayrılmış araç park yerlerine kesinlikle park etmemeliyiz. Zaten çok az sayıdalar. İlgili yerlerle irtibata geçerek engelli park yerlerinin çoğaltılmasını talep edebiliriz. Yürüme alanları, yaşama mekanları fazlalaştırılmalı. Örneğin, Engellilere özel cafe&restaurant, eğlence merkezi inşaa edilebilir. Böyle bir yer olduğunda hem onları diğer kaderdaşlarıyla bir araya getirebiliriz, hem de mutluluklarında bir payımız olmuş olur.

 

Unutmayın ki insanın kalbine dokunmak iyileştiricidir. Herhangi bir yerde engelli gördüğümüzde lütfen yardımımızı esirgemeyelim. Elinden, kolundan tutup ona yardımcı olmak onu hayata tutundurmaktır.

]]>
http://www.duyarlianne.com/ozurlu-degil-engelli/feed/ 0
İtinalı annelerin itirazcı çocukları… http://www.duyarlianne.com/itinali-annelerin-itirazci-cocuklari/ http://www.duyarlianne.com/itinali-annelerin-itirazci-cocuklari/#respond Sat, 26 Nov 2016 03:52:47 +0000 http://duyarlianne.com?p=163 Ne yazık ki bende bu annelerden biriyim. Aslında itinalı olmak güzel şeydir ama çocuklar bundan pek hoşlanmıyor. Şöyle ki; Oğlumla ilgili bir şeye titizlendiğimde bazen ben bile kendime kızıyorum. Çünkü bazı davranışlarımız ısrar gibi algılanıyor. Oysaki bizim amacımız o an yapılması gerekeni yapmak. Çocuklarımızda o anda bunu istemiyor olabiliyor ve sıkılarak itiraz edebiliyorlar. Küçük bir örnek vereyim; Oğlum hasta olduğunda burnunu sıklıkla temizleme gereği duyuyorum. Bu oldukça normal, hatta yaşanılan durum doğrultusunda yapılması gerekli olan, bilinçli bir yaklaşım. Gel gör ki oğlum açısından çok sinir bozucu bir durum. Ben peşinden mendille koşunca daha çok bunalıyor bu yüzden bende oyun arasında, keyifli bir anında, hoşuna gidecek bir iletişim kurarak siliyorum.

 

Bir başka konuda yapma dediğimiz ne varsa inadına yapıyorlar değil mi? Peki bu noktada ne yapabiliriz? Uzmanların söylediği gibi görmezden gelebiliriz ama her davranışta görmezden gelinecek gibi değil ki. Bizim evde yaşadığımız çok mühim, oğlumun sağlığı ile de ilişkili bir kudurukluğundan bahsedeceğim. Banyodan çıkmak istemiyor bizim su kuşu. Oyuncaklarıyla saatlerce duşta oynayabilir, yaz kış demeden. Çocuk doktorları hem hijyen açısından, hem de sağlık açısından her gün banyo yapabilir diyorlar tamam ama sürenin uzatılması, çocuğun duştan çıkmak istememesi, bunun için direnmesi anneyi yıpratıyor ve çocuğun sıcak suyla fazla temas etmemesi  gereken  özel bir  durumu varsa sağlığını olumsuz etkiliyor bu uzun süre banyodan çıkmak istememe meselesi. Bizim Doruk Kartal’ın da bacağında baker kisti olduğu için Doktor sıcak, ılık duşta uzun süre kalmasın ve mümkün olduğunca buz kompleksi yapın o bölgeye demişti. Böyle bir durumu olduğunu bilip de duşta uzun süre tutmaya vicdanım el vermiyor açıkçası. Zaten her konuda hassas davranan, endişe seviyesi yüksek bir anneyim. Bu durumdaki kaygımı tahmin edebiliyorsunuzdur.

 

Gel gelelim Doruk Bey’i namı değer dodo’yu duştan nasıl çıkarttığıma. İnanır mısınız çıkartmaya gücüm yetmiyor. Öyle bir direniyor ki; tüm gücünü toplayarak ayaklarını yerde sabitliyor, bu yüzden kucağıma alamıyorum. Bana “Anneciğim sen benim kalbimsin” diyen duygusal çocuk, onu duştan çıkartmayı başardığımda, tekrar duşa girmek için bana vurmalara, tırmalamalara, beni üzmek, dediğini yaptırmak için sinir krizleri geçirmeye başlıyor. Gerçekten benden güçlü oluyor o an ya da ben onun canı yanmasın diye daha güçsüz olmayı seçiyorum. Bu yüzden tekrar giriyor duşa. Bütün cebelleşmemde boşa gidiyor. Sonrada psikologların önerdiği gibi özgür bıraksaydım keşke diyorum. Daha sonrada Doktorun kisti için söyledikleri aklıma geliyor. Anne olmak gerçekten zor.  Akıl vermeye çalışanlara “Kolay mı sanıyorsun? Kolaysa yap o zaman” demek istiyorum.

 

Her çocuk aynı olmadığından bütün çocuklara aynı eğitimi vermek gerçekten etkili olmuyor. Benim oğlum zor bir çocuk. Bu yüzden ben kolay bir anne oluyorum sırf inatlaşmamak adına çünkü güç savaşı sadece çocukları değil herkesi hırçınlaştırır. Rahat olmak gerekiyor ben bunu anladım. Pimpirik bir anne olduğumdan bu benim için zor olsa da sakince ve sabırla bekleyeceğim. Dönemsellik faktörüyle kendimi rahatlatacağım. Biliyorsunuz çocuklar dönem dönem bir şeylere takıyor. Bu bir kelime, bir oyuncak, bir hareket olabiliyor. Bu takıntılarından vazgeçirebilecek bir şeyler bulmamız lazım. Bu yeni bir oyun, yeni bir oyuncak ya da yiyecek olabilir. Yeni oyuncakları sayesinde şu aralar azalttı duşta uzun kalmayı diyebilirim. Tabii önce zor oldu. Oyuncaklarını da duşa sokmak istedi. Bende sakince ama kararlı bir ses tonuyla; O oyuncağıyla ancak duştan çıkarsa oynayabileceğini söyledim. Bu oyuncak suda bozuluyormuş bile dedim ikna etmek için. Baktım çıkmaya başladı aynı şekilde devam ettim bu ilgi odağını değiştirme işine ve hemen hemen duştan çıkma itirazımız da bitti diyebilirim. Önemli olan bıkmadan usanmadan çocuğumuzun ilgisini çekebilecek bir şey bulmamız.

 

Bu trajikomik olayların kötü yanı uzun bir uğraş gerektirmesi tabii bu çocuğun zorluluk derecesine göre değişir. Kimi çocukta birkaç gün içinde hallolurken, kimisinde birkaç ay sürebilir. Çocuğu ikna edeceğim derken ev işleri bekleyebilir. Gerçekten anne olmak demek, birçok şeyi beklemeye almak demek. Fizyolojik ihtiyaçları bile(uyumayı, tuvaleti, yemeği, ”su içmeyi”, ev temizliği v.s).  Bütün bunların neticesinde tam bir organizatör olmak lazım. Annelik çok yorucu ve yoğun bir tempo ama bilenler bilir anne olmak bir bebeğin günden güne büyüdüğünü, bir birey olduğunu görmek en güzel duygudur.

 

İyi ki anneyim, önemli olan çocuğunu çok sevmek, saygı duymak, onun için kendinden bile vazgeçebilmek. Aynı zamanda da kendini bilgiyle besleyerek geliştirmesi gerek bir annenin yavrusuna ve tüm insanlığa faydalı olabilmesi için.

 

Sağlıkla ve sevgiyle kalın.

]]>
http://www.duyarlianne.com/itinali-annelerin-itirazci-cocuklari/feed/ 0
Annelikte tutarlı olmak şart ama ne yazık ki zor… http://www.duyarlianne.com/annelikte-tutarli-olmak-sart-ama-ne-yazik-ki-zor/ http://www.duyarlianne.com/annelikte-tutarli-olmak-sart-ama-ne-yazik-ki-zor/#respond Mon, 14 Nov 2016 03:52:24 +0000 http://duyarlianne.com?p=161 Ben de yavrum doğmadan önce çocuğumu büyütürken tutarlı olacağıma dair birçok davranış kalıbı belirlemiştim fakat iş uygulamaya gelince her şey farklı oldu. Annelik zor zanaat. Nurettin Yıldız’ın söylediği gibi “Evlat dediğin, Peygamber ağlatmış imtihandır. Kimse basit görmesin, hafif geçirmeyi beklemesin”.

 

En ince ayrıntıyı düşünüyor insan anne olunca. Psikologlar ciddi bir duruşta olun, net olun deseler de çocuklarımızın bir gülüşü yetiyor bizi yumuşatmaya. Doğru mu yapıyorum yumuşak mizaçlı olmakla? tabii ki hayır! Keşke çocuğuma çok olmamak şartıyla hayır diyebilsem. Ben genelde yapmasını istemediğim bir durumu neden yapmaması gerektiğini söyledikten sonra hala ısrar ediyorsa değişik konular açıp, ilgisini farklı bir yöne çekerek yapmamasını sağlıyorum. Çoğu zaman işe yarasada yaramadığı da oluyor.

 

Her çocuk aynı kalıplarla büyütülmüyor. Benim oğlum duygusal bir çocuk. Böyle birini yetiştirirken duygusuz, sert bir disiplin uygulayamam. Tabii ki şımarmaması için disiplin şart ama pozitif disiplin. Bu konuyla ilgili okuduğum birçok kitap, dergi, köşe yazısı var. Uyguladıklarımda oluyor, asla uygulayamadıklarımda. Bunu kendime çok soruyorum neden hepsini uygulayamıyorum neden? Neden onun duygularını zedelememek adına kendimden bu denli ödün veriyorum? Soru çok ama cevabım tek; çünkü onu tanıyorum. Onu benim gibi kimse tanımıyor bu yüzden ona nasıl davranılması gerektiğini bir ben biliyorum başkalarının ne dediği önemli değil demiyorum, tabii ki bu konuda uzman kişiler biliyorlar bu işi ama her çocuk bir değil ki. Örneğin; Oğlum Doruk, çok ten teması, göz teması kurarak iletişime geçer bizimle ama herhangi bir şeye sinirlendiğinde mümkün değil göz teması da, ten teması da kurmaz. Bu durumda uzmanlar onun boy hizasına inerek göz teması kurun derler ya, onun hizasına inerek göz teması kurmaya çalışsam mümkün değil iletişime geçemeyiz. Daha da kaçar. Oğlumun yapmasını istemediğim(ona zararı olan)  şeylere izin vermediğimde ne yazık ki bir kova gözyaşı döküyor. Bu onun mizacı. Balık burcu şahsiyetinden mi bilmem çok sulu göz yavrum. Onu ağlatmamak adına elimden geleni yapıyorum. Bırak ağlasın denilmesinin aksine ne yapabilirim ağlamasını kesecek diye bir yığın düşünce içine giriyorum.

 

Örneğin okula giderken ağlaması beni çok üzüyor. Okul psikoloğumuz bu durumda çok açıklama yapmak ya da konuşarak halletmek yerine ortamdan ayrılın, ayrılamıyorsanız ağladığını duymamaya çalışıp bir şey söylemeyin, kendinizi boşuna yormayın diyor. Benim içim parçalanıyor, onun ağlamasına karşı duyarsız kalamıyorum. Ben soğuk ve katı bir şekilde büyütülen çocukların gelecekte öyle olacağına inanıyorum. Çok gözlemledim bu konuda. Katı ana/babanın sert mizaçlı, yumuşak ana/bananın daha insancıl çocukları oluyor. Bunu fark etmiş biri olarak çocuğumu nasıl yumuşatılmamış kalıplar içine sokarım. “Duygunun yanında, akıl daima adi kalır” diyerek hislerime tercüman olmuş Balzac. Benim ondan tek istediğim fikri hür, vicdanı hür bir İNSAN olması. Robot yetiştirmiyoruz. Hepimiz çocuklarımızı doğru olduğu kanıtlanmış şeyler doğrultusunda yetiştirirsek birbirlerinden hiç bir farkı olmaz. Vicdan ve empati duyguları gelişemez. Tabii ki doğru bir tanedir, ben de hepsini olmasada çoğunu uygulamak istiyorum. Bakalım bu konuda değişebilecek miyim? Mevlana söyle demiş “Dünle birlikte gitti, cancağızım. Ne varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

 

Evet duygudan uzaklaşmadan çocuk yetiştirmeyi seçsem de, daha ciddi ve istikrarlı davranarak çocuk yetiştirmeye çalışacağım. Tabii pozitif disiplin uygulayarak. Umarım başarabilirim. Ne demiş Heraclitus” Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” Bu yönümü değiştirmeyi diliyorum. En önemli dileğim de çocuklarımıza ve biz anne ve babalara sağlık, mutluluk. Sevgiyle kalın.

 

]]>
http://www.duyarlianne.com/annelikte-tutarli-olmak-sart-ama-ne-yazik-ki-zor/feed/ 0