Üst
Hayat & Yaşam – Duyarlı Anne
fade
156
archive,category,category-hayat-yasam,category-156,eltd-core-1.1,flow-ver-1.3.5,eltd-smooth-scroll,eltd-smooth-page-transitions,ajax,eltd-blog-installed,page-template-blog-standard,eltd-header-vertical,eltd-sticky-header-on-scroll-up,eltd-default-mobile-header,eltd-sticky-up-mobile-header,eltd-menu-item-first-level-bg-color,eltd-dropdown-default,eltd-light-header,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0,vc_responsive

DOĞAMIZI YAŞATMAK

  Çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği renkli doksanlar, hayatıma o kadar güzel anılar kazıdı ki; en iyisi de bu güzel anıları bir nesil olarak yaşayıp unutmamış olmamız olsa gerek. O yılları yaşayıp da 90’lar deyince yüzünde gülümseme oluşmayan biri yok şu an.  Siz de şöyle bir düşünüp gözünüzde canlandırın lütfen. Ne güzel günlerdi değil mi çabucak geçen? Her güzel şey gibi bitti demeyeceğim çünkü hafızalarımızdan silinmedi hala o günler. Michael Jackson hayranlığımız, Burak Kut şarkılarına olan aşkımız, Gülşen playbacklerimiz, Mezdeke danslarımız, Hugo ve Tolga abimiz, Tetris oynamamız, telefon klübeleri, A takımı, Şeker kız Candy sevdamız, leblebi tozu boğulmalarımız, bayıldığım minik renkli kolonyalar, hiç kaçırmadığım Pazar gecesi sinemaları, biricik Barış abimizin Adam Olacak Çocuk ve 7’den 77’ye programı, yanımdan ayırmadığım naneli şekerlerim, ressam...

  Çocukluğumun ve ...

Devamını Okuyun

BİR ÇOCUĞUN İLK 5 YILI

Merhabalar, bu yazımda yavrumun ilk 5 yılında yaşadıklarını ve yaşattıklarını kaleme alacağım. Her çocuk parmak izi gibi birbirinden ayrılır ama birçoğunuz ile yaşadıklarımız belkide aynıdır. En azından bu yaş aralığındaki çocukların davranışları benzerlik gösterir. Ben bilgilerim, deneyimlerim ve tecrübelerim henüz taze iken bu konuyu yazayım, sizler de kendinizden bir şeyler bulun bakalım. 1.YIL Doruk Kartal yeni doğan bebekken çok uyuyan ama sık uyanan bir bebekti. İlk aylar gece gündüz farklılığını algılayamadıkları için gece genelde çok uyanıyordu. İlk 3 ay uykusuz ve gazlı geçti. 3 aydan sonra dış dünyada olan bitene karşı daha canlı ve tepkiliydi. Vücut hareketleri çoğalmış, agucuklar yapmaya başlamıştı. Bu satırları yazarken o zamanları çok özlediğimi anladım. Yeni doğan ve ilk 3 ay’a kadar bebeği olan Anne Babalara tavsiyem, o...

Merhabalar, bu yazımda yavr...

Devamını Okuyun

SONBAHAR SON DEĞİL Kİ…

İşte geldi sonbahar, yerlerde yapraklar. Yorgun bir insanı hatırlatır bana hep bu ay. Sararmış solmuş, biraz yok olmuş kırılıp dökülmüş ama hala ayakta bir İnsan. Aslında çok güzel bir aydır Eylül, Ekim, Kasım. Yeni başlangıçlardır. Yine, yeniden doğmak için sıfırdan daha güzel başlamaktır.   Sonbahar renklerin ve seslerin dansıdır. Düşen yapraklar hüznü değil, yeniden doğmak üzere fazlalıklarından kurtulup, durup, düşünüp, yavaşlayıp, ağacın dalları ile baş başa kalarak olgunlaşmasını, yeni yapraklara, yeni çiçeklere ulaşmak için bile zamanın olduğunu, sabretmeyi ve umut ederek beklemeyi anlatır bana hep.   Yaprakların hışırtısı, kurumuş olanların basınca çıkardığı ses, adımına dikkat et der gibi olsa da, içinde koştururken keyif verir büyük, küçük herkese. Küsmüş, kırılmış, solmuş insanlara da böyle davranılmaz mı zaten ? Maalesef ki bu duruma çok benzer bazen....

İşte geldi sonbahar, yerlerd...

Devamını Okuyun

HAYDİ SEN DE KENDİNDEN BİR ŞEYLER BUL, BURASI İSTANBUL

Eski turizmci, yeni blog yazarı olarak en sevdiğim şehir İstanbul hakkında yazmassam olmazdı. Doğup büyüdüğüm yer, memleketim, göz bebeğim İstanbul, senin nerenden, neyinden bahsedersem edeyim güzeldir. Mavin, yeşilin, tüm semtlerin ayrı güzel ama gönlümde taht kuran ilçelerinden ve lezzetlerinden bahsedeceğim bu yazımda.   Öncelikle kısaca tarihinden bahsedeyim. Avrupa ve Asya kıtalarını birbirine bağlayan stratejik konumu nedeniyle tarihi boyunca kentte hüküm süren uygarlıklar için büyük önem taşımıştır. Bu özellikleri ile İstanbul, Roma, Bizans ve Osmanlı gibi büyük İmparatorluklara başkentlik yapmıştır.   Bizans imparatorluğunun başkenti olduğunda adı Konstantinopolis iken, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet alınca adı İstanbul olarak değiştirilmiştir. Şu anki Türkiye’de İstanbul başkentimiz olmasa da 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmaya hak kazanmıştır. Benim gönlümün başkenti olan İstanbul için Napoléon Bonaparte şöyle söylemiştir; "Eğer dünya tek ülke...

Eski turizmci, yeni blog yazar...

Devamını Okuyun

SEN KÜÇÜK KALPLERİMİZDE ATAN, EN BÜYÜK MİRASSIN ATAM

Yüce Atatürk’ümüzü yavruma anlatacağım günün hangi gün olacağını merak ediyor ve bu konuda heyecanlanıyordum. Anne karnında onun ilk kalp atışlarını duyduğumda o gün bu gün dedim. Çocuğuma Atatürk’ü anlatmak için onun doğmasını beklememe gerek yoktu. Atan bir kalbi vardı ve o kalp Atam için atmalıydı.   Daha minicikti bebeğim, karnım bile büyümemişti ve ben onunla ilk konuşmamı Mustafa Kemal Atatürk hakkında yapmıştım; İlk olarak “Sevgiyi Atamdan öğrendik “dedim. “Emeği, mücadeleyi, canını hiçe sayıp, bir amaç uğruna savaşmayı bize Mustafa Kemal ATATÜRK  öğretti“ dedim. Kendi isminden önce duyduğu isim, Mustafa Kemal ATATÜRK idi.  Atatürk’ün çocukların saçlarını okşadığını biliyoruz görüntülerden. Ben de karnımı okşadım “Bugün duyduğum minik kalbin, Atatürk’ün izinde atsın” derken.   Atatürk, çocukları çok sevmekle kalmaz, itinayla ilgilenir ve bilgilendirmek adına çok çalışırdı. Atatürk...

Yüce Atatürk’ümüzü yavr...

Devamını Okuyun

DORUK KARTAL’IN DOĞUM HİKAYESİ

Evlendikten 3-4 ay sonra hamile kaldım. Erkendi ama ertelenemez bir mutluluk olacağını oğlumu ilk hissettiğim anda anlamıştım.  O doğunca, onunla birlikte ben de yeniden doğdum. İyi ki varsın oğlum. İyi ki ben de varım. Senin annen olmaktan gurur duyuyorum. Bana tarifi mümkün olmayacak kadar güzel duygular hissettirerek, varlığımın bu kadar değerli olduğunu anlamamı sağladığın için, sana çok teşekkür ediyorum canım yavrum.   Güneşli bir pazar günü geldin sen hayatımıza. Tüm beyazlığınla sanki ben gününü güneşten bile daha iyi aydınlatırım der gibiydin. Pamuk gibi bembeyaz teninde, avaz avaz ağlayan dudakların, dilin, beyaz ışığın arasındaki tek kırmızılıktı. Soyut bir kavram olsa da bence en gerçek şey sevgidir. Sen benim en büyük gerçeğimsin. 32 saatlik bir doğal doğum süreci yaşadık beraber. Her zaman yaptığın gibi...

Evlendikten 3-4 ay sonra hamil...

Devamını Okuyun

Farkındalık sahibi olmaya önce kendimizi farkederek başlayalım

İnsan önce kendini bilmeli, tanımalı. Kendini tanımayı başaramamış bir insanın, karşısındakini tanıyacağını düşünmüyorum. Sağlıklı bir iletişim için önce kendinizi iyi bilin.     Kendini bilen, kendini iyi ifade eder. Karşısındaki de onu net bir şekilde anlayıp, tanıyıp, güvenir ve o da kendini tanıtmaya çalışır. Sağlıklı iletişim için her iki tarafında kendini iyi tanıması, bilmesi gerekir aksi taktirde o iletişim bir yerde tıkanır. Çünkü tek bir tarafın kendini bilmesi yetersiz olmuştur.   Kendini bilen insan, karşısındakinin görüşlerine saygılıdır. Kendi fikrinden emindir, karşısındaki kişinin düşüncesini duymak istiyordur. Dinler, onaylamak zorunda olmadığını ama herkesin farklı düşünce yapısında olabileceğini savunur. Kendini bilmeyende saygısızdır. Sahip olduğu düşünce tek gerçekmiş gibi karşı tarafında aynı düşüncede olması konusunda ısrarcı davranır. Oysa kendini bilip, fikrine ve fikirlere saygılı olsa o da sakin kalacaktır.   Tek...

İnsan önce kendini bilmeli, ...

Devamını Okuyun

Kabuk bağlama dönemi ve sonrası

İnsan yaşam seyri boyunca sadece fiziken değil, psikolojik olarak da çok yara alır. Kanar durur ve çoğu kolay kolay kapanmaz, kabuk bağlamaz. Eğer ruhunuza açılan yaralar kabuk bağlarsa şanslısınız. Fakat karşınızdaki kişi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.   Ruhuna aldığı darbeler sonucu yaralanan ve iyileşme sürecine girmeyi başarmış bir kişi tıpkı kabuk bağlamış gibi sertleşir. Kendi kabuğuna çekilir tabiri caizse. Kimseyi içine almaz; başka görüşleri kabul etmez. Korkar, kızar, cesaretsizleşir ve güvenemez kimseye. Böyle yaparsa daha çok yaralanır aslında. İyileşmek, kabuk bağlamak üzere olan yarasını kendi elleriyle kopartır. Kendine de zarar vermiş olur. Oysa zamana bıraksa her şeyi sabretse, beklese en azından acısı hafifleyecektir.   Ruha açılan yaraların da izi kalır. Süreci uzatmamak için kabuk bağlayan yaramızı koparmamalıyız. Kabuk düşünce yeniden doğacağız. Kırmadan, küsmeden beklediysek...

İnsan yaşam seyri boyunca sa...

Devamını Okuyun

Zalim değil Alimsin zaman…

Herkesin zaman zaman zalimsin zaman dediğini duyar gibiyim oysaki zalim kelimesi anlam bakımından oldukça olumsuz bir betimleme içeriyor. Hiç mi olumlu şeyler olmuyor bu zaman zarfında? Elbette oluyor ve olumlu şeyler hoş bir anı olarak kalıyor. Unutulmuyor, anımsanınca gülümsemeye neden oluyor. Bu yaşanmışlığın içerisinde zalimlik nerede?     Çocuklarımızı büyütürken yaşadığımız güzel dakikalar var bu zamanın içinde ve onlarla olan duygulara zalimlik karıştırmak hoş olmaz bence. Tabii ki bu zaman içerisinde olumsuz duygular yaşanıyor, aksilikler, üzüntüler, yıpranmalar oluyor ama bunlar bizi biz olmaya, davranışlarımızı şekillendirmeye, ders çıkartıp bundan sonra böyle davranacağım diyerek bilinçli düşünmeye yöneltiyor. Yani zaman asla zalim değildir; bizi pişiren, güç veren bir öğretmen gibi ışık tutan bir eğiticidir. Zaman, sen hayatta akan en olumlu, en doğru gerçeksin; “Alimsin zaman”.     Akıp giden zamanın...

Herkesin zaman zaman zalimsin ...

Devamını Okuyun

Suriyeli mülteciler bize bir sınav…

Yardıma muhtaç birine yardım eli uzatmak kişiye bir şey kaybettirmez aksine hem bu dünyada, hem de ölümden sonraki hayatta bize birçok artılar kazandırır. Hani şöyle bir söz var ya “Gül veren elde gül kokusu kalır” işte tam da bu misal iyilik dolarsınız. Bir gün sizin de yardıma ihtiyacınız olduğunda iyilik bulur, yardım eli uzatılan olursunuz.   Ülkesini savaş nedeniyle terk etmek zorunda kalan, bin bir zorluk ile bizim ülkemize gelerek, bir umut ışığı olarak görüp bize sığınan bu yuvasını, yurdunu terk etmek zorunda kalmış insanları yarı yolda bırakmak hiçbir insana, daha doğrusu insan gibi insana yakışmaz bence. Diğer bir bireyin acısını hissettiğiniz kadar insansınızdır. Ben böyle düşünüyorum. Bana şu gibi cümleler kuran olabilir “Onlar yurdumuza girdiğinden beri şehitler artı bizimde acımız büyük...

Yardıma muhtaç birine yardı...

Devamını Okuyun

Özürlü değil, engelli…

Maalesef ülkemizde çok yanlış bilinen ve uygulanan bir adlandırma var. Engelli insanların, “Özürlü” diye nitelendirilmesi. Oysaki özürlü herhangi bir hatasından dolayı özür dilemesi gereken kişiye söylenilmesi geren bir kelimedir. Engelli olup da özür dilemesi gereken bir şey yapmamış, herhangi bir hata işlememiş kişiye haksızlık değil midir bu “Özürlü” yakıştırması? Bu yüzden başlı başına özür dilenmesi gereken şey, özürlü diye hitap etmektir bence.   Ne yazık ki her yerde, tabelalarda dahil özürlü asansörü, özürlüler yolu, görme özürlüler, duyma özürlüler vs. diye okuduğumuz, engellilere kendini çok kötü hissettiren, düşüncesizce yazılmış, çizilmiş şeyler mevcut. Oysaki duyma özürlü denmez ki ona, işitme engelli denir. Diğerlerindeki özürlü kısımları da engelli olarak değiştirilmelidir. Çünkü hiç bir özrü olmayan bireylere özürlü demek ayıptır. Üzersiniz, günahtır. Engeller biz yardım etmediğimizde...

Maalesef ülkemizde çok yanl...

Devamını Okuyun