Üst
DOĞAMIZI YAŞATMAK – Duyarlı Anne
fade
3822
post-template-default,single,single-post,postid-3822,single-format-standard,eltd-core-1.1,flow-ver-1.3.5,eltd-smooth-scroll,eltd-smooth-page-transitions,ajax,eltd-blog-installed,page-template-blog-standard,eltd-header-vertical,eltd-sticky-header-on-scroll-up,eltd-default-mobile-header,eltd-sticky-up-mobile-header,eltd-menu-item-first-level-bg-color,eltd-dropdown-default,eltd-light-header,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0,vc_responsive

DOĞAMIZI YAŞATMAK

  Çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği renkli doksanlar, hayatıma o kadar güzel anılar kazıdı ki; en iyisi de bu güzel anıları bir nesil olarak yaşayıp unutmamış olmamız olsa gerek. O yılları yaşayıp da 90’lar deyince yüzünde gülümseme oluşmayan biri yok şu an.

 Siz de şöyle bir düşünüp gözünüzde canlandırın lütfen. Ne güzel günlerdi değil mi çabucak geçen? Her güzel şey gibi bitti demeyeceğim çünkü hafızalarımızdan silinmedi hala o günler. Michael Jackson hayranlığımız, Burak Kut şarkılarına olan aşkımız, Gülşen playbacklerimiz, Mezdeke danslarımız, Hugo ve Tolga abimiz, Tetris oynamamız, telefon klübeleri, A takımı, Şeker kız Candy sevdamız, leblebi tozu boğulmalarımız, bayıldığım minik renkli kolonyalar, hiç kaçırmadığım Pazar gecesi sinemaları, biricik Barış abimizin Adam Olacak Çocuk ve 7’den 77’ye programı, yanımdan ayırmadığım naneli şekerlerim, ressam Bob Ross’un resimlerine kilitlenmemiz, Sevimli Alf dizisi, Susam Sokağı, şahane bulduğum Zeyna ve Herkül, hayran olduğumuz Rosalinda, seksek, saklambaç, ortada sıçan, simit oyunu, düdüklü şeker, Mahalle’nin Muhtarları, Ruhsar dizisi, misket, saçlı trol bebekler, taso, Yumiyum şekeri, Big Babol, Turbo sakız, sanal bebekler, çim adam, Teletabiler ve daha neler neler…

Hepsi de çok güzeldi.

  Biz özgür çocuklardık. Dışarıda gönül rahatlığıyla oynar, ne zaman eve gitmemiz gerektiğini bilirdik. Aslında hava güzelse evde daha az vakit geçirirdik. Belki de teknoloji ağına girmeyen son çocuklardık. Şimdilerde bilgisayar, telefon, tablet, internet herkesi etkisi altına almış durumda. Adeta doğal yaşam kaynağımız oldular. Hava, su, toprak, orman, yer altı kaynakları, güneş, rüzgar enerjisi gibi gerekli görür olduk. Ne yazık ki asıl yaşam kaynaklarımız neydi unuttuk. Ya da artık doğal değil, sanal kaynaklar cazibe haline geldi.

Doğal yaşam kaynaklarımız tükeniyor, nehir ve denizlerdeki bozulmanın farkında mıyız? Peki hava kirliliğinin farkında mıyız? Uzmanlar 2030 yılında doğal kaynak ihtiyacımızı karşılayabilmemiz için ekstra iki gezegenin daha olması gerektiğini söylüyor. Biz hala tüketim odaklı, sanal, soyut bir dünyaya dahil oluyoruz. Artık uyanıp çevreye duyarlı olmalıyız. Çünkü bu konu yaşayan her bireyi yakından ilgilendiriyor.

  Biyolojik çeşitliliğe önem verelim. Dünyada olduğu kadar Türkiye’de de durum içler acısı. Aslında bizim topraklarımız çok bereketli. Yurt dışındakileri kıskandıran bir bitki florasına sahibiz. Tarım ve hayvancılıkta iyiyiz ama Aslan, Anadolu Parsı, Hazar kaplanı Türkiye’de yok olmuş türlerden. Ormanlarımız yok edilirken aslında bir çok hayvan katledilmiş oluyor. Yaşam alanı olmayan canlıların yaşaması mümkün değildir. Yaşam alanlarımızın yok edilmesine müsaade edersek biz de yok olacağız. Türkiye’de deniz kaplumbağaları, saz kedileri, kum köpekbalıkları, boz ayılar, çengel boynuzlu dağ keçileri, yaban koyunu, flamingolar, ağaç kurbağaları, peygamber çiçeğinin soyu tükenmekte. Büyük tehlike altında olan bir çok endemik bitkimiz var. Araştırıp neler yapabileceğimizi öğrenmeliyiz. Son araştırmalar Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını da gözler önüne seriyor. Suyu gerektiğinden fazla kullanmayarak başlayabiliriz su kaynağımızı korumaya. Su benim en çok önem verdiğim kaynaklardan. Su kaynakları azaldığında bulaşıcı hastalıklar baş göstereceğinden suyumuzu çok dikkatli kullanmalıyız. Su yaşamdır ve suyu kirletmek yaşamı tüketmektir. İşte biz, 1990’lardaki gençler çok bilinçli ve duyarlıydık. Şimdiki sanal alem gençlerine mümkün olmadığı için teknolojiden tamamen uzaklaşın demiyorum ama en azından bizim için asıl gerekli doğal kaynakları görelim.

  Hava güzel olduğunda dışarı çıkmayı, göğe bakmayı bilelim. Bize asıl nefes olacak havayı doğal ortamında soluyalım. İnşallah daha fazla telefona, tablete, bilgisayara gömülmeyiz de teknoloji ve oyun bağımlılarının sayılarında çoğalma değil de çevrecilerin sayılarında çoğalma olur. Gözümüzü gönlümüzü dışarı, gerçeğe açmaya ihtiyacımız var. Sanala değil. Sadece doğal yaşam kaynaklarının tükenmesi açısından değil, hala teknoloji ile tanışmayan insanların olduğunu düşünerek de kendimizi internet’e, teknolojiye kaptırmamalıyız. Bir yerlerde ulaşılmayı, kalplerine dokunulmasını bekleyen insanlar var. Bunu da unutmayalım.

  Kendimizi internetten soyutlamak da olmaz. Birçok olumlu yanları da var. Bunları bilmek iyi kullanmak gerek. İlgi, sevgi, bilgi aktarımı internet yolu ile de mümkün çünkü.

  Geleceğe odaklandığı kadar geçmişe de dönmeli insan, anı yaşamak en keyiflisi olsa da şu an. 90’lara dönmek de çok güzel olacak, inan. Arkadaş toplantılarında 90’lı yıllardaki oyunlar oynanarak, 90’lar hakkında muhabbet edilirse çok keyifli zamanlar geçirileceğine garanti veriyorum ben. O dönemlerde yaşayanların “İyi ki o yıllarda yaşamışım” diyeceği bir şeyler mutlaka vardır.

  Sevgilerimle

  Duyarlı Anne

 Ceyda KOCAL DEĞERLİ

İletişim

 Facebook: Duyarlıanne

 İnstagram: @duyarli_anne

e-posta: iletisim@duyarlianne.com

Duyarlı Anne

Anne olduktan sonra annelik, çocuk bakımı, çocuk gelişimi, çocuk psikolojisi konularında kendini geliştirmeye çalışan bir anne, eş, dost, kardeş, abla.

Yorum Yok

Siz de bir yorum yapın