İYİLİK BİRİKTİRİCİ

     Zamanın birinde iyilik biriktiren genç bir kadın varmış. Bu kadın, elinde şarjlı süpürgesi ile dışarda dolaşırmış ve çevresinde iyi bir hareket, olay, durum gördüğünde süpürgesi ile çekermiş. Süpürgeye gelen somut bir şey olmasa da o süpürgenin, o anı kaydetme özelliği varmış. Ve özellikleri bununla da sınırlı değilmiş. Anıları somut bir şekilde geri verme özelliği de bulunuyormuş.

     Gel zaman git zaman bu süpürgeli kadın, güzel olayları biriktirirken kötü olaylarla karşılaştığında basarmış hemen havayı dışarı verme düğmesine, iyilik getirirmiş kötü gördüğü o yere… Zamanla bu süpürgeli kadını herkes tanımış. Onu çok sevenler de olmuş, sevmeyenler de… Peki, iyilik getiren birini neden sevmemişler ki? Bazı insanlar yaşadıklarına müdahale ettiği için hiç hazetmemiş ondan. Mesela bir baba, çocuğuna bisiklete binmeyi öğrettiği bir sırada, düşen çocuğun eline süpürgesinden bir dondurma iyiliği göndermiş. O an çocuk bisikleti bırakıp dondurma yemekle meşgul olmuş ve dondurma kadar mutlu etmediği, üstüne bir de canını yaktığı için bisikletten soğumuş. Tekrar binip bisiklet sürmek istememiş.

     Başka bir olaya değinecek olursak çocuğuna yürümeyi öğreten bir anne, tam çocuğunun ilk yürümesine şahit olacakken, çocuğun düşmesinden korkan süpürgeli kadın, süpürgesinden sallanan oyuncak bir at göndermiş. Çocuk düşmekten bu ata binmiş olması sayesinde kurtulmuş ama o sırada yavrusunun ilk adımlarını görecek olan annenin tüm hayalleri yıkılmış. Çok üzülmüş ve sinirli bir şekilde süpürgeli kadına “Sen kim olduğunu sanıyorsun da yavrum yürümeyi öğrenmeye çalıştığı bir sırada bu özel anı bölüyorsun?” demiş. Bu sual karşısında süpürgeli kadın ne yapacağını bilememiş ve hiçbir şey söylemeden üzgün bir halde oradan öylece uzaklaşmış.

     Acaba bu durumda iyilik süpürgesi, gerçekten iyilik süpürgesi miymiş? Kimine göre kötü gidişata yol açan, müdahaleci, an kırıcı bir aletmiş. Bu yüzden bir çok kişi süpürgeli kadını ve süpürgesini sevmemiş. Nerede o süpürgeli kadını görseler, sanki kötü bir cadı görmüş gibi muamele etmişler. İyilik yaptığını sandığı iyilikler, herkese göre iyilik değilmiş. Aksine çok ama çok kötülük müş.

     Peki süpürgeli kadın, bazı durumlarda iyilik yerine kötülük yaptığının farkına varmış mı? Maalesef varamamış çünkü en son ki kötülüğü kendine yapmış hem de yine iyilik yaptığını düşünmüş. Bir gün süpürgeli kadın vapura binmiş ve büyüleyici güzellikte uçan bir martıyı süpürgesi ile çekmiş. Mutsuz olduğu bir anda da “Keşke bir martı gibi uçsam, özgür, huzurlu ve mutlu olsam” demiş. Süpürgesindeki martıyı kendisi hayal etmiş ve havayı dışarı verdiği anda bir mucize olmuş; Süpürgeli kadın, martıya dönüşmüş.

      Bu dönüşüm onu çok sevindirmiş. Büyük bir neşe içinde uçup uzaklara gitmiş lakin bilmediği bir şey varmış. Martılar, en çok yirmi iki yıl yaşarmış. Bunu bilmeden özgürce uçmanın keyfini çıkarmış. Ta ki iyilik süpürgesinin artık onda olmadığı ve onu bir daha kullanamayacağı aklına gelene kadar. Anlayacağınız hayaline kavuşmanın mutluluğu kısa sürmüş.

     Bir gün, süpürgeli kadının aklına eski evine gidip süpürgesini görmek gelmiş. Artık onu kullanamayacak olsa da onunla arasında duygusal bir bağ olduğu için onu çok özlemiş.

  Martıya dönüşen kadın, havanın güzel olduğu bir gün çok yükseklerden uçarak, bir alçalıp bir yükselerek eski evinin yolunu tutmuş. Evine vardığında ne görsün; İyilik yaptığını sandığı kişiler, polis eşliğinde evine girmiş. Her yerde süpürgeli kadını arıyorlarmış. Balkondan içeride olup biteni izleyen martıya dönüşen kadın, ne yapacağını bilmeden neden bu insanların evinde toplaştığını merak etmiş ve bir süre daha içeriyi seyretmiş. Sonra Polis, kadının şarjlı süpürgesine el koymuş. Bunu neden yaptıklarını anlamayan martıya dönüşen kadın, içeriyi büyük bir dikkatle dinlemeye koyulmuş.

     İçeriden kadının iyilik yaptığını sandığı kişilerin şikayetleri yükseliyormuş; “Ne olur kendini iyilik meleği sanan o süpürgeli cadı kadını bulun ve cezalandırın” diyorlarmış. Bunun üzerine Polis de “Lütfen sakin olun,  gördüğünüz gibi süpürgeli kadın evde yok ama biz onun peşini bırakmayacağız, nerede olursa olsun onu bulacağız. Siz hiç merak etmeyin, şikayetleriniz üzerine yakalandığında hapis cezasına çarptırılacak” demiş. Bunu duyan martıya dönüşen kadın şok geçirmiş. Bir süre donmuş kalmış. Ama sonra bu tepkisinin yersiz olduğunu anlamış. Çünkü o artık bir martıymış. Şarjlı süpürgesi olan o kadın değilmiş. Bu durumda onu yakalayıp cezalandıramazlarmış. Rahat bir nefes alıp oradan bir çırpıda uzaklaşmış.

     Martıya dönüşen kadın özgürlüğün tadını çıkarırcasına mutlu mesut kanat çırpmış. Özgürce, müdahale edilmeden, rahatça yaşamanın değerini anlamış. Ve hatalarının da farkına varmış; “İnsanların hayatlarına bu kadar karışmamalıydım. Meğer iyilik yapıyorum derken ne çok insana kötülük yapmışım” demiş üzülerek. Lakin hatasını geç de olsa anlamış olmaktan aldığı dersle bir daha kimsenin hayatlarına, anılarına müdahale etmemeye karar vermiş.

     Martıya dönüşen kadının içinde hapis cezasına çarptırılmamış olmanın verdiği bir mutluluk varmış. Ve bu mutluluk her haline yansıyormuş. Adeta güzellik ve ışık saçıyormuş. Yine bir gün mutluluk ve sevinçle uçarken bir erkek martı ile göz göze gelmiş. Erkek martı da, bu ışık saçan güzel martıya hemen aşık olmuş ve peşine düşmüş. Tanışmışlar, arkadaş olmuşlar sonra sevgili derken birbirlerine eş olmuşlar.

     Zaman zamanı kovalamış, ağaçlar peşi sıra çiçekler açmış. Martıya dönüşen kadın ve eşi martı bey’in üç güzel yavrusu olmuş. Bu yavrular martı çifti o kadar mutlu etmişler ki, daha önce hissetmedikleri kadar güzel duygular hissetmişler.  İkisi erkek , biri kız olan bu yavru martılara uçmayı öğrettikleri sırada martıya dönüşen kadının aklına şarjlı süpürgeli kadınken müdahale ettiği, çocuğuna yürümeyi öğreten anne gelmiş. O annenin çocuğunu yürümeyi öğrenirken düşmesinden korkup onu süpürgesinden çıkan iyilik ile sallanan bir oyuncak ata bindirmişti hani, hah işte tam da o an gelmiş aklına.  Martıya dönüşen kadın “O kadının neden sinirlendiğini şimdi daha iyi anlıyorum, ne kadar da kötü yapmışım iyilik yaptığımı düşünerek” demiş. “Bazen düşmek lazımmış güçlenerek tekrar ayağa kalkmak için. Her düşüşte birbirinden farklı tecrübeler kazanılırmış. Düşmemek adına çabalanılırmış.” diye de eklemiş. Yani martıya dönüşen kadın, insan iken anlayamadığını martı olduğunda anlamış.

     Kimse, kimsenin yaşadıklarını, hissettiklerini, beklentilerini anlamadan dinlemeden onun ne istediğini bilemezmiş. Sana göre iyi olan bir şey başkasına iyi gelmeyebilirmiş. Çünkü herkesin yaşantısı, beklentileri, hayalleri, umutları farklıymış. İyilik göreceli ve kişinin yaşadığı an’a göre değişen bir kavrammış. Martıya dönüşen kadın bunları çok iyi anlamış.

     Nerede birine yardım etmeye çalışan bir kuş türü görse önce yardım etmek isteyen kuşun yanına gidiyor ve şu soruları soruyormuş. “ Gerçekten senin yardımına, iyiliğine ihtiyacı var mı? “

 “Senin yapacağın iyilik, ona göre iyilik olacak mı?” diye.  

 O an, martıya dönüşen kadının ne demek istediğini, neden bahsettiğini anlayamayıp kızsalar da, olayları incelediklerinde  iyilik yapmak istediklerinin gerçekten iyiliğe, yardıma ihtiyacı olup olmadıklarını, iyilik bekleyip beklemediklerini anlıyorlarmış.

    Martıya dönüşen kadın ve eşi martı Bey birgün sahile yumurtalarını bırakan bir caretta caretta kaplumbağası görmüşler.  Martı çiftimiz altmış gün sonra da yine aynı sahildelermiş ve o kaplumbağanın yavruları yumurtalarından çıkmış. Çok küçük oldukları ve kumsalda yürümekte zorlandıkları için martı Bey “Şu yavru kaplumbağalara şu fener ışığını çevireyim de önlerini iyi görüp daha çabuk gitsinler denizlerine” demiş. Bunu duyan martıya dönüşen kadın, “Hayır, lütfen öyle bir şey yapma çünkü insanken bir yerde okumuştum. “Caretta caretta yavruları başka bir ışık kaynağı olduğunda yollarını şaşırıp deniz yerine o ışık kaynağının oraya gidiyorlarmış” demiş. Bunu duyan martı Bey “Öyle mi? Bunu bilmiyordum. Beni iyilik yapmaya çalışırken kötülük yapmaktan kurtardın benim canım, güzel, akıllı eşim” demiş. Martıya dönüşen kadın tebessüm etmiş ve o an gerçekten iyilik yaptığını hissetmiş. 

    Martıya dönüşen kadın, martı olduktan sonra, insanken hissetmediği kadar iyilik yaptığını hissetmiş. Bu yüzden ne kadar süre yaşadığı değil nasıl ve neler yaşadığı, yaşamı boyunca kimlere gerçekten faydası dokunduğu önemli olmuş. O günden sonra martıya dönüşen kadını tanıyan tüm martılar, iyilik yapmadan önce yapacağı iyiliğin, karşısındaki için de iyilik olup olmadığı konusunda düşünmüş durmuş. Gökten üç yıldız düşmüş. İlki,  iyi kuşlara,  ikincisi, iyi insanlara, üçüncüsü de, tüm iyi kalpli patili dostlara.

Bir Cevap Yazın