HALK KATILIMI VE ÇEVRE BİLİNCİ

Çevre sorunlarının doğal yaşamı ve insan sağlığını tehdit edici noktaya gelmesi, sorunun yaşamsal önemini de ortaya koymuştur. Bu noktada, halkın çevresel sorunların çözümünde üstleneceği rol ve katılım, çevre duyarlılığı, bilinci büyük önem taşımaktadır.

Çevrenin korunmasının insanoğlu ve tüm canlılar için yaşam kaynaklarının gözetilmesinin, doğa ve kültür mirasının yaşatılması, geliştirilmesinin, insanoğlunun esenliği, toplumun geleceği için temel insan hakkı olduğu gerçeği yıllar önce uluslararası platformlarda kabul edilmiştir. Örneğin; çevre hakkı ya da kentli hakları gibi kavramlar UNESCO’nun insanlar arası dayanışma gereği, garanti altına alınmasını öngördüğü ve “üçüncü kuşak dayanışma hakları” olarak adlandırıldığı yeni insan haklarından biri olmuştur. Bu kapsamda çevre sorunlarına toplumsal olarak duyarlılık göstermek, bilinçli bireyler ve toplum yaratabilmek öncelikle kanunun önemini kavramaktan geçmektedir.

Çevre için halk eğitimi, ilköğretim düzeyinden başlayarak doğru ve ilkeli bir “çevre eğitimi” programı ile öncelikli işler olarak sıralanabilir. Çevre sorunlarının her geçen gün çeşitlendiği ve artarak gündemimize girdiği bir süreçte “yükselen değerler” hızlı kalkınma arayışlarının yarattığı sonuç, dünyanın yok olma noktasına gelmesidir. Bilim insanlarının tahminlerine göre gelişmiş ülkelerin kalkınma hızları bu şekilde devam ederse (başka bir değişle doğanın sömürülmesi) 2050 yılında dünyamız, iklim değişikliği nedeniyle yaşanılmaz bir gezegen haline gelecektir. O halde, toplumsal bir çevre bilincini yaratmak, her aşamada halk katılımını sağlamak, doğadan, insandan yana, ekoloji ile barışık yeni bir iklim yaratmak gerçek çevre bilinci için kararlı ve önemli bir duruş noktası olacaktır.

Çevreyi canlı ve cansız varlıkların etkileşim içinde oldukları ortam olarak tanımlayabiliriz. Hava, toprak, su kirliliği nüfusun yoğun olduğu kentlerde hızlıca artmış ve çevremize ciddi ölçüde zarar vermiştir. Buna birde gürültü kirliliği eklenince yaşam kalitemiz büyük ölçüde azalıyor. Hem ruhsal, hem de bedensel sağlığımız ciddi ölçüde olumsuz etkileniyor.

Şimdi ve gelecekteki kuşakların temiz hava soluyabilmeleri, sağlıklı, temiz su içebilmeleri, kırlarda çocuklarımızın rahat oynayabilmeleri, topraklardan bol ürün alınabilmesi için bireylerin tek tek ya da örgütlü bir şekilde sorumluluklarını bilmeleri, ona göre davranmaları gerekmektedir. Geleceğini düşünen herkes çevreyi temiz tutmalı ve korumalıdır. Çevreyi temiz tutmanın yolu eğitimden geçer. Almış olduğumuz eğitimi toplumun tüm bireylerine ulaştırmak, çevre ahlakının oluşmasına yardımcı olacaktır.

Çevre bilincine sahip olmak, temel insan haklarının eşitlik ve adalet ilkelerini içine alan çağdaş insan davranışlarının çerçevesini oluşturmaktadır.

Eğitimin özünde benimseme olgusu, temelinde sevgi ve sorumluluk duygusunun gelişmesi yatar. Doğa sevgisi beraberinde insancıllığı, iyiliği, güzelliği, uygar, barışçıl ilişkileri de getirecektir. Bu bilinçlenme ancak çağdaş bir eğitim düzeni ile kazandırılabilir. Çağdaş olmayan eğitimcilerin çağdaş bir toplum oluşturmaları elbette düşünülemez. Sadece eğitimciler değil her birey çağdaş olma yolunda adımlar atmalıdır. Gelecek kuşaklara sağlıklı bir çevre bırakmanın sorumluluğu tüm insanlığındır. Bu yüzden hepimiz çevremizi koruma, temiz tutma ve bu bilinci aşılama konusunda çaba göstermeliyiz.

Sağlıcakla…

Bir Cevap Yazın